VALLA SANAT İYİDİR


“SAKA KUŞU” VE REMBRANOT

İyi de oluyor. Zaman zaman belli günlerde 6-7 arkadaş bir araya geliyor, sohbet ediyoruz.

Bu sayı bazen artıyor, bazen azalıyor.

Geçenlerde bir araya geldiğimizde nasıl açıldı bilmiyorum ama arkadaşlardan biri, inşaat mühendisi/ karikatürist “Peki herkesin empresyonizm mi bilmesine gerek var mı” diye bir soru yöneltti.

Kalite, entelektüel seviye yüksek.

Konu ister istemez sanat, sanatın öyküsü üzerine yoğunlaştı.

Sohbetlerde özenle din ve siyaset dışı tutulmaya özen gösteriliyor.

Ben yeryüzünde insan göründüğünden bu yana sanatın öyküsünü özetlemeye çalıştım.

Sanatçının pek çok kez anlaşılamadığını dile getirmeye çalışırken Van Gogh’un hayatını özetledim.

Ve kardeşine Teo’ya yazdığı mektuplar.

Bu Teo sözcüğünü özellikle kullandım. Az sonra anlatacağım “Saka kuşu” filminin baş aktörünün adı Teo.

Film ünlü Hollandalı ressam Rembrandt’ın resimlerinin ortaya çıkmasını konu edinen müthiş bir hikaye ile anlatılıyor.

Arkadaşlarla birlikte olduğumuz ve sanatın öyküsünü anlatmaya çalıştığım bir sırada yeri geldi Rembrandt’ın “Anatomi” dersi adlı tablosuna değindim. Bütün insanların büyük bir dikkat ile insan vücuduna dikmelerini bundan daha güzel resmedilemez.

“Saka kuşu”na geçmeden önce dokunmak istediğim ve özellikle anlatmak istediğim bir şey var.

Halen İznik’te yaşayan ve kendisi iyi bir ressam olan Muammer Demirel’in hiç abartmıyorum iyi resimleri var.

Yağlı boya çalışıyor ve realist bir tarzı var.

Bir kez yanına gittiğimde “Erdoğan, Rembrandt tarzı resimler yapmak istiyorum” diyerek bir hayıflandığı olmuştu.

Rembrandt hakkında çok değerli bir kitap var. Michael Backemahkio tarafından hazırlanmış. İyi bir inceleme.

Adarno insanlığı yok oluştan kurtaracak olan şey sanattır, noktasına getirir.

Adarno’nun görüşünde bu dünyanın sanat tarafından da dile getirilmesi gereken bir hakikatı vardır.(Adarno ve Estetik)

Adarno’nun bize söyleyeceği çok şey vardır.(Metafizik Sorunlarımız, Adarno)

“Saka Kuşu” filmi dikkatimi çekmişti.

Yine bir araya geldiğimiz arkadaşlardan Nimet ile gittik bu filme.

Filmin baş aktörü Teo bir patlama sonucu annesini kaybeder. Kendisini suçlu bulur.

Bir aile yanına verilir.

Daha sonra bir arar bir antikacının yanına gider. Bir kız yataktadır. Konuşurlar, elini ona uzatır.

Ben biraz uyuyayım, sen Beethoven dinle der.

Beethoven’nun piyano konçertosunu dinle der.

“Saka Kuşu” tablosu bir takım maceraların ve dolapların anaforu içinde inanılmaz bir hikayenin konusu olur.

Bir çok felsefi söz ve davranış size hayat hakkında çok şey söyler.

Antikacı ve Teo arasında geçen “Biz bir takım kıymetlere bakıyor,ve onun elden ele gitmesini, geçmesini bekliyoruz. Ama asıl değerler başka…”

Teo evlenir.

Teo’nun o patlama sırasında sarıp sarmaladığı ve özenle korumaya çalıştığı “Saka Kuşu” tablosu elden ele geçerken Teo en sonunda o paketi açar, içinde yalnızca bir kitap vardır.

Zaman zaman filmi seyrederken Nimet’le kısa konuşmalarımız oldu. Benim yakaladığım şeyleri oda yakalıyor.

“Saka Kuşu” tablosu ortaya çıkıyor. Ve daha sonra Rembrandt’ın bütün eserleri.

Sanat Galerisi’nde bir çok insan geziniyor.

Ve Teo “Saka Kuşu” tablosu önünde.

Bu filmi Nimet’le birlikte seyrederken daha çok keyif aldım. Bunun pek çok nedeni var. Oda sanatla ilgili. Heykel yapıyor, resim yapıyor, karikatür yapıyor.

Yaş günü imiş, bir okuma grubu var. Saat 5’te onlarla birlikte olacaklarmış. Migros’ta eşi doktor olan bir arkadaşlarına rastladık. Ona Stefan Zweig’in “Üç Büyük Usta” kitabını almışlar hediye olarak.

Daha sonra bu arkadaşlarla birlikte sohbete ya “Lavanta” da yada “Divan Cafe” gibi yerlerde devam ediyoruz.

“Nimet, dedim bu filmi seyrettiğim sırada hayat bana daha çok güzel geliyor.”

Neki dışarıdaki hayat o kadar güzel ve insana can suyu veren bir hayat gibi gözüküyor.

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here