SAKARYA: NEHRİN ŞARKISI, DOĞANIN DANSI

0

Geçtiğimiz yıllarda ilk kez Sakarya’ya adım attığımda, şehrin beni saran dinginliği hâlâ aklımdadır. İstanbul’un karmaşasından uzaklaşır, ağaçların arasında kaybolur gibi hissederdim. İlk olarak Sapanca Gölü’ne gitmiştim. Sabahın erken saatlerinde göl kenarında yürüdüm; hafif bir sis vardı ve göl yüzeyine yansıyan gökyüzü, sanki bana başka bir dünyaya geldiğimi fısıldıyordu. Bisiklet kiraladım ve göl çevresindeki parkurda pedalladım; suyun üzerinde kuş sesleri yankılanıyor, hafif rüzgâr yaprakları titretiyordu. O an, doğanın insanı hem dinlendirdiğini hem de enerji verdiğini ilk kez böyle derinden hissettim.

Bir sonraki durağım Acarlar Longozu idi. Uzun yıllar önce buraya ilk geldiğimde, subasar ormanın sessizliği ve mistik havası beni büyülemişti. Ahşap yürüyüş yolları üzerinde adımlarımı attığımda, suyun sesi ve ağaçların hışırtısı sanki geçmişten gelen bir hikâyeyi anlatıyordu. Kuş gözlemcileri için ideal bir alan olan longoz, insanın ruhunu adeta tazeliyor.

Gezimin üçüncü durağı Doğançay Şelalesi olmuştu. Maksudiye köyüne vardığımda, şelalenin hırçın ama dingin akan sularını izlerken zamanın durduğunu hissettim. Doğal havuzlarında yüzmek ve çevresindeki yürüyüş yollarında dolaşmak, şehrin gürültüsünden uzaklaşmanın en iyi yoluydu.

 

Sakarya’ya ilk kez geldiğimde, tarihin nefesini iliklerinde hissetmek mümkündü. Justinianus Köprüsü (Beşköprü), o ilk ziyarette beni büyüleyen yerlerden biriydi. Kemerlerinden yansıyan güneş ışıkları, taşların binlerce yıl boyunca gördüğü olayları adeta gözlerimin önüne seriyordu. Tarihi köprünün üzerinden geçerken, geçmişle bugünü birleştiren sessiz bir bağ kurdum.

Tarihi Uzun Çarşı, Adapazarı’nın kalbinde yürüyerek keşfettiğim bir başka hazinedir. Taş sokaklar ve restore edilmiş dükkânlar, sanki sizi zamanda bir yolculuğa çıkarıyordu. Çarşıdaki eski kahvecilerde oturup, çay eşliğinde sohbet ederken, şehrin kültürel dokusunu daha iyi hissettim.

Sakarya Müzesi’ni gezdiğimde, Roma’dan Osmanlı’ya kadar uzanan bir yolculuk yaptım. Her vitrin, her taş eser, geçmişin sessiz anlatıcısıydı. Tarihin gözle görülür hâli ile modern yaşamın iç içe geçtiği şehir, bir anlamda ruhumu besledi.

 

Sakarya’yı gezdiğimde fark ettiğim bir diğer güzellik, farklı kültürlerin bir arada uyum içinde yaşamasıydı. Boşnaklar, Kafkasyalılar, Yörükler ve Balkan göçmenleri; kendi geleneklerini ve lezzetlerini şehre taşımıştı. Sokaklarda yürürken, her restoran ve kafe adeta bir kültür köprüsü gibiydi.

1999 Marmara Depremi’ni anlatan hatıra köşelerini ziyaret ettiğimde, şehrin yeniden doğuşunun ne kadar güçlü bir şekilde gerçekleştiğini gördüm. Deprem sonrası dayanışma, Sakarya’nın insanlarının en belirgin özelliğiydi.

 

Sakarya’yı gezmiş biri olarak, şehrin lezzetleri hâlâ damağımda.

Islama Köfte: Şehre özgü, et suyu ile ıslatılmış ekmeklerle sunuluyor ve yanında piyazla servis ediliyor. İlk tattığımda, bu köftenin sadece bir yemek değil, kültürün bir yansıması olduğunu hissettim.

Uğut Tatlısı: Taraklı’daki küçük bir fırında tattığım uğut tatlısı, basit ama bir o kadar etkileyici bir lezzetti; doğal tatlılığı hâlâ aklımda.

Kabak Tatlısı ve Kara Lahana: Şehirde bir pazar turu yaparken, bu tatlı ve yemekleri yerel halkın hazırladığını gördüm; her lokma, kültürün ve doğanın birleşimiydi.

Sakarya mutfağı, insanı sadece doyurmakla kalmaz; aynı zamanda bir şehrin tarihini ve kültürünü tattırır.

 

Sakarya’da bir günümü hatırlıyorum; sabah yaylada güne uyanmış, öğle saatlerinde şelalede serinlemiş, akşamüstü göl kenarında bisiklet sürmüştüm. Bu şehir, bana doğayla, tarihle ve kendi iç dünyamla buluşma fırsatı vermişti.

Pedallarımı Sapanca Gölü etrafında çevirdiğimde, sadece şehirle değil, kendi ruhumla da bir yolculuğa çıktığımı hissettim. Sakarya, bir mola noktası değil; bir varış noktasıdır.

 

Sakarya, sadece bir şehir değil; bir şiir, bir destan ve bir his. Geçmişin taş köprülerinden, doğanın dinginliğine, sofraların lezzetinden insanların sıcaklığına kadar her köşe, bir deneyim sunar.

Sakarya’yı daha önce gezmiş biri olarak söylüyorum: Bu şehir, ruhunuzu tazeler, hafızanıza kazınır ve size unutulmaz bir hikâye bırakır. Ve her kim Sakarya’yı ziyaret ederse, bu destanın bir parçası olur.

Leave A Reply

Your email address will not be published.