HER ŞARKI BİR HATIRA: RANA KARA’NIN SESİNDE SAKLI GERÇEKLER

0

 

İznik Gazetesi olarak, müzikle nefes alan, sahne ışıklarıyla parlayan ve hikâyeleriyle bize ilham veren sanatçıları sayfalarımıza konuk etmeye devam ediyoruz. Ben Vural Korkmaz… Her yeni röportajda, bir sanatçının kalbine doğru küçük bir yolculuğa çıkmanın heyecanını taşıyorum. Çünkü biliyorum ki her sesin ardında, sadece notalarla değil, duygularla yazılmış bambaşka bir dünya var.

Bugün o dünyalardan birine, müziğe çocuk yaşta gönlünü kaptıran, korolardan sahnelere uzanan kendi yolunu zarafetle çizen Rana Kara’nın evrenine konuk oluyoruz. Onun sesi bazen bir kemanın hüznünü, bazen bir piyanonun dinginliğini, bazen de kalbin en derin yerinden kopup gelen bir iç çekişi taşıyor.

Şimdi gelin, Rana Kara’nın hem sanatına hem içtenliğine dokunacağımız bu tatlı sohbetin kapısını birlikte aralayalım…

 

Müziğe çocuk yaşta sarılan o küçük kız… Bugün büyümüş bir sanatçı olarak hâlâ aynı masum tutkuyla şarkı söyleyebiliyor musun, yoksa zaman içinde kaybettiğin bir parça var mı?

O küçük kız hâlâ içimde. Tutkum hâlâ sıcak ve saf. Ama artık daha özgürüm. Çünkü deneyimlerim bana sınırlarımı ve gücümü öğretti. Masumiyetimi kaybetmedim, sadece kendimi korumayı öğrendim. Bu da bana farklı bir derinlik kazandırdı.

14 yaşında Türkiye ikincisi olduğunda, alkışların altında kimsenin görmediği hangi duyguları taşıyordun? O sahne, kalbinde bir özgüven ışığı mı bıraktı yoksa bir ömürlük bir yük mü?

O yaşta kendimi ve sesimi tam olarak tanımlayamıyordum. Sadece şunu hissediyordum: Bir şey doğru ve gerçekti. Hocalarım sesime inanıyordu ve beni gerçekten destekliyorlardı. O sahne bana bir yük bırakmadı, bana bir yön verdi. Kalbimdeki ışık orada arttı ama onu nasıl taşıyacağımı zamanla öğrendim.

TRT Çok Sesli Korosu’na 16 yaşında adım attığında, kendini ilk kez “büyüdüğünü” hissettiğin bir an var mıydı? O an sana ne öğretti?

TRT Çok Sesli Korosu benim için bir dönüm noktasıydı. Müziğin sadece keyif değil, aynı zamanda disiplin ve sorumluluk olduğunu orada öğrendim. Profesyonel olma yolculuğumda beni ileri atan, sınırlarımı fark etmemi sağlayan çok önemli bir deneyimdi. Daha öğrenecek çok şeyim olduğunu ilk kez orada hissettim.

Koro disiplini keskin bir bıçak gibidir; bir yanıyla güçlendirir, diğer yanıyla sınırlar. Senin ruhunda daha derin bir iz bırakan şey hangisiydi?

Koro bana şunu öğretti: Her şey sadece ruh ve duygudan ibaret değil. Müzikte teknik, en az duygu kadar değerli.

Bu dengeyi kurmayı öğrenmek, beni bugün olduğum noktaya taşıyan en önemli kazanımlardan biri oldu.

Kendi koronu kurup şeflik yapmak… Bu karar, içinde uzun süre susturulmuş bir “kendi sesini duyurma” çığlığının dışa vurumu muydu?

Aslında koro kurmak hiç planladığım bir şey değildi. Çanakkale’de okuduğum dönemde müzik alanında ciddi eksikler vardı. Üniversite korosunu kurduk ve yaklaşık 50 kişiyle iki yıl boyunca çalıştık. Bu süreç beni hem müzikal hem de kişisel olarak çok geliştirdi. Kendi liderliğimi ve sorumluluğumu orada keşfettim.

Kemanın hüzünlü nefesi, piyanonun ağırbaşlı dinginliği… Pop müziğe yöneldiğinde bu iki sadık eşini geride bıraktığını hissettiğin oldu mu?

Keman benim için çok değerliydi, hâlâ keman sesi beni derinlere götürür. Bıraktığımda ergenlik dönemindeydim. O zamanlar kemanı bırakıp vokalimi öne çıkarırsam sesimin önemini daha net ortaya koyabileceğimi düşünmüştüm. Bugün dönüp baktığımda bunun bir kayıp değil, bir yön değiştirme olduğunu görüyorum.

“Aldatıldık” yorumu seni görünür yaptı ama görünür olmak bazen çıplaklaşmak demektir. Bu şarkıyla en çok hangi duygunu açığa vurduğunu düşündün?

Sezen Aksu’nun çok severek seslendirdiğim Aldatıldık parçasını, Gürkan Kömürcü ile önce içerik olarak üretelim deyip, çıkan sonuçtan çok keyif alıp şarkılaştırmak istemiştik. Aslında Aldatıldık’ta kimliğimi çok doğru yansıtmışım. 2026 yılında paylaşacağımız şarkıların ışığında bir altyapıya sahip.

Her single bir hikâye taşır. “Tutamam Kendimi” ya da diğer çalışmalarında seni en çok zorlayan şey şarkının kendisi miydi, yoksa hayatın sana yansıttıkları mı?

Her parçanın kendine ait bir duygusu ve yükü var. Elbette yaşadıklarımın payı çok büyük. Hayatın bana bıraktıkları, şarkılarımın omurgasını oluşturuyor.

Şarkılarındaki kırılganlık… Bu kırılganlık sahici bir geçmişe mi dayanıyor, yoksa bazen kendini bile şaşırtan bir duygusal oyun mu?

Bu kırılganlık sahici bir geçmişe dayanıyor. Duygularıyla yaşayan bir kadınım. Yaşadığım en küçük ayrıntının bile iç dünyamda duygusal bir karşılığı oluyor ve bu da doğal olarak müziğime yansıyor.

Kariyer yolculuğunda zaman zaman içinden “Bunu daha farklı yapabilirdim” dediğin anlar oldu mu? Hangi kararın ruhunda en derin izi bıraktı?

Konservatuvar okumamak benim içimde bir izdir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi’ni çok istemiştim ama ailem o dönemde destek olmadı. Bu eksik, beni daha çok çalışmaya ve kendi yolumu kendim inşa etmeye itti.

Tekniği güçlü bir sesin var. Ama teknik bazen ruhu gölgeleyebilir. Hiç “Sesi kusursuz söylemek yetmiyor, hissetmek gerek” dediğin bir kırılma yaşadın mı?

Kesinlikle. Neredeyse her stüdyo sürecinde bunu yaşıyorum. Teknik çok önemli ama his olmazsa şarkı eksik kalıyor.

Sosyal medyanın yüksek gürültüsü arasında kendi sesini duyabilmek zor. Hiç “Ben bu kalabalığın içinde kayboluyorum” hissine kapıldığın oldu mu?

Elbette. Herkesin bir imzası var. Fark yaratmak sadece stil meselesi değil; karşı tarafa gerçekten bir şey hissettirebilmek çok önemli.

Bağımsız bir sanatçı olarak yürüdüğün bu yolda seni en çok hangi an incitti? Bir insan mı, bir söz mü, yoksa sessizlik mi?

Üçünü de yaşadım ama en çok sessizlik incitti. Yanımda olduğunu söyleyen insanların, en çok ihtiyaç duyduğum anda susması… Buna rağmen vazgeçmedim.

Yıllardır müziğin içindesin ama bazen en çok sevdiğimiz şey bile bizi yaralayabilir. Müzik seni ne zaman iyileştirdi, ne zaman acıttı?

Müzik benim ilacım. İçimdeki ateşi hem körükleyen hem de söndüren o. Sahnede beni iyileştiriyor, geceleri ise acıtıyor.

Sahnede aydınlık bir ışık var ama ışığın ardında çoğu zaman karanlık bir hazırlık süreci… Hiç sahneye çıkmadan önce “Bugün yapabilir miyim?” diye kendine sorduğun oldu mu?

Sahne öncesi tedirginlik gerçek. Ama sahneye adım attığım anda, insanların eşliğiyle bu his hızla dağılıyor. O yüzden “yapamam” demedim.

Şan eğitimi veriyorsunuz, bir insana sesini bulmayı öğretmek çok özel bir sorumluluk. Sen bu sorumluluğa adım atmaya hazır mısın?

Eğitim verme sürecim koro ile başladı. Dört yıl boyunca birebir dersler verdim. Şu an daha çok kendi parçalarıma odaklandığım bir dönemdeyim.

Sektörde “Böyle yaparsan daha çok dinlenirsin” diyen çok olur. Kalbini değil, aklını dinlediğin için pişman olduğun bir seçim var mı?

Elbette oldu. Bazılarından pişmanlık duydum ama her deneyim beni olmam gereken yere getirdi.

Koro geçmişin kolektif bir ruhu temsil ediyor; solo kariyerin ise bireyselliği. Bugün kendini hangi ruh hâline daha yakın buluyorsun: birlik mi, yalnızlık mı?

Yalnızlık. Birlik beni güçlendirdi; şimdi o gücü tek başıma kullanıyorum.

Kendine karşı acımasız olduğun anlar… Bir başarı kazandığında bile içindeki ses “Daha iyisini yapabilirdin” dedi mi?

Oluyor. Bebekliğimden beri kendime bunu söylerim.

Son olarak, eğer müziğe yeniden başlama şansın olsaydı, aynı hikâyeyi yeniden yazar mıydın? Yoksa bazı insanları, bazı yolları ve bazı acıları hiç yaşanmamış gibi siler miydin?

Bazı anlar hâlâ canımı acıtıyor. Ama silmezdim. O anlar beni ben yaptı. Kolay olmadı ama gerçek oldu.

 

Rana Kara ile çıktığımız bu yolculuk, sadece bir röportajdan çok daha fazlası oldu. Onun sesi, sadece melodilerden ibaret değil; çocukluğundan getirdiği masumiyet, yaşadığı kırılmalar, cesareti ve yeniden doğuşlarıyla dolu bir hikâyeyi taşıyor.

Bu sohbet sırasında, sahne ışıklarının ardında saklı kalan kırılganlıklarını, sessiz çığlıklarını ve kendine verdiği mücadeleyi gördük. Her şarkısında bir parça umut, her sözünde bir parça yürek var.

Sanatın, ruhu iyileştiren bir dokunuş olduğunu bir kez daha hatırladık. Rana Kara’nın hikâyesi bize, her notanın ve her kelimenin bir yaşam deneyimi taşıdığını; müziğin sadece dinlemek için değil, hissetmek için de var olduğunu gösterdi.

İznik Gazetesi olarak, kalplerimize dokunan bu tür hikâyeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Bir sonraki buluşmamızda, başka bir sesin, başka bir hayatın içten yolculuğuna tanıklık etmek üzere…

Sevgi ve müzikle.

Leave A Reply

Your email address will not be published.