İznik Gazetesi olarak yıllardır dünyanın dört bir yanından sanatçıların hayat hikâyelerini, sahne yolculuklarını ve müzikal dönüşümlerini okurlarımıza aktarmayı kendimize bir görev bildik. Çünkü her sanatçının yaşamında toplum ruhunu besleyen bir ışık vardır. Kimi bu ışığı kelimelerle taşır, kimi bir resmin fırça darbeleriyle… Kimi ise tıpkı bugün ele aldığımız isim gibi; bir gecenin kalabalığında, kulaklıklardan yükselen ritimlerle var eder kendini.
Bugün okurlarımıza, dans sahnelerinin enerjisini elinde tutan, elektronik ritmin çağdaş ikonlarından biri hâline gelen bir isimle sesleniyoruz: DJ Havana Brown. Melbourne sokaklarından dünya sahnelerine uzanan hikâyesi, yalnızca müzikle değil; kararlılıkla, mücadeleyle ve hayallerin peşinden koşmakla örülmüş bir yolculuk.
Onun adı çoğu zaman yüksek bass tonlarının, rengârenk ışıkların, hareketli dans pistlerinin arasında anılıyor. Fakat Havana Brown’ın arkasında, bu ritmin çok ötesine uzanan bir hayat var. İşte o hayatın derinliklerine birlikte inmeye davet ediyorum sizi.
Havana Brown doğum adıyla Angelique Frances Meunier. Müziğin ritmini daha çocukluk yıllarında damarlarında hissetmeye başlamış bir isim. Mauritius kökenli ailesinin Fransız-Rodrigues kültürü, ona erken yaşta müziğin farklı tınılarını duyma yetisini kazandırdı. Evinde çalan melodiler, sokaklarda duyduğu ritimler, dans kültürünün köklü etkisi… Hepsi onun ileride sahnelere taşıyacağı enerjinin temelini oluşturdu.
Fakat Havana Brown’ın hikâyesi sadece kültürel bir mirasın devamı değil. O miras, Melbourne’deki genç bir kadının kendi sesini arayışına, sahne ışıklarını hedefleyen bir tutkuya dönüşecekti.
Genç yaşında İngiltere’ye giderek “Fishbowl” adlı grupla çıkış planları yapması bunun ilk işaretiydi. Fakat grup dağılınca Havana’nın müzikten vazgeçmesi beklenebilirdi. O ise geri adım atmak yerine yeni bir rota çizdi. Kaderin kapıyı kapatmasına izin vermeyenlerdendi. Bu yüzden yolunu yeniden kurdu, ama bu kez kendi adımlarıyla.
Melbourne’e döndüğünde artık kaderini kendi belirleyen bir sanatçıydı. Kulüpler onun için sadece müzik çalınan yerler değildi; sesin beden bulduğu, kalabalığın nefes aldığı, bir sanatçının kendini ifade edebileceği canlı bir alanı temsil ediyordu.
Kulaklığını boynuna asıp mikserinin başına geçtiğinde, yalnızca şarkı çalmıyordu. Her gece farklı bir sahne kurguluyor, her performansında kendi hikâyesinden bir parça bırakıyordu. Kısa sürede Melbourne’ün kulüp kültüründe adı duyulmaya başladı.
Bu başarı sadece yeteneğinin değil; çalışkanlığının da bir sonucuydu. Her gece farklı bir kulüpte, her sabah yeni bir arayış içinde geçen yıllar… Saatler süren hazırlıklar, sayısız remix denemeleri, elektronik müziğin derinliklerine yapılan yolculuklar…
2008’e gelindiğinde bu çaba kendini gösterdi. Havana Brown artık yerel bir DJ değil; büyük sahnelere hazırlanmak üzere olan küresel bir enerji dalgasıydı.
2008 yılında Island Records Australia ile yaptığı anlaşma, Havana Brown’ın kariyerinde yepyeni bir sayfa açtı. Bu anlaşma ona “Crave” adını verdiği ünlü remix albüm serisini hazırlama fırsatı sundu. Bu seri, onun elektronik müzik dünyasındaki yükselişinin ilk güçlü adımıydı.
Sonrasında gelen turneler ise kariyerinin dönüm noktası oldu.
Havana Brown artık yalnızca kulüplerin değil, arenaların enerjisini yönetiyordu. Üstelik açılışını yaptığı isimler sıradan değildi: Rihanna, Britney Spears, The Pussycat Dolls, ve Chris Brown…
Bu sanatçıların dünya turnelerinde DJ olarak yer almak, ona binlerce kişinin önünde sahne almanın disiplinini, ritmini ve sanatını öğretti. Her kalabalık, ona daha da geniş bir sahne algısı kattı. Sahne artık onun için bir meydandı; her meydanı fetheden bir komutan gibi sahneye adım atıyordu.
2011 yılında her şey bir anda değişti.
Çünkü Havana Brown artık yalnızca bir DJ değil; küresel bir pop ikonuydu.
“We Run the Night” yalnızca Avustralya’da listelerde zirveye yükselmekle kalmadı; elektronik müziğin dünya genelindeki akışını da etkiledi.
Şarkının Pitbull ile yapılan ABD remix’i, Havana Brown’ın adını uluslararası arenaya altın harflerle yazdırdı. ABD Billboard Dance listelerinde 1 numara, Avustralya’da üçlü platin sertifika, ve Avrupa kulüplerinden Amerika kıtası DJ’lerine kadar geniş bir yayılım…
Bu başarı, onun yeteneğini şarkıcı kimliğiyle birleştirdiği ilk büyük gösteriydi. “We Run the Night”, yalnızca bir hit değildi; gecenin ritmini elinde tutan bir sanatçının manifestosuydu.
Havana Brown’ın müziğini tanımlarken tek bir kelime kullanmak yetersiz kalır. Çünkü o hem cesur, hem enerjik, hem de duyguyu ritimlerin arasına serpiştiren bir yapıya sahip.
Kendi tanımıyla:
“Adventurous club-pop” — maceracı kulüp popu.
Bu tanım bile onun sahne enerjisini anlatmaya yetiyor.
Elektronik beat’ler, güçlü vokaller, dans ve görsellik, ışık oyunları ve yüksek tempo.
Onun sahnesi yalnızca müzik performansı değildir; başlı başına bir gösteridir.
İdolleri arasında Janet Jackson’ın olması da tam buraya oturuyor. Havana, sahnenin yalnızca bir platform değil, bir anlatım biçimi olduğuna inanıyor.
“We Run the Night” başarısının ardından gelen EP “When the Lights Go Out”, Havana Brown’ın müzikal iddiasını daha da pekiştirdi. Ardından 2013’te çıkan “Flashing Lights” albümü, onu Avustralya listelerinde 6 numaraya taşıdı.
“Big Banana”, “Warrior” ve “Flashing Lights” gibi parçalar, onun kulüp kültüründeki yerini sağlamlaştırdı. Her şarkı, hem dans pistine hem de radyolara hitap eden bir dinamizme sahipti.
Yıllar ilerledikçe Havana Brown dijital çağa uygun şekilde üretmeye devam etti. 2023’te yayımladığı “Forever Young”, onun hâlâ sahnenin nabzını tuttuğunun canlı bir göstergesi oldu.
Havana Brown’ın dışarıdan bakıldığında parıltılı görünen kariyerinin ardında güçlü bir çalışma etiği, pes etmeyen bir karakter ve çok katmanlı bir geçmiş bulunuyor. Onun hikâyesi; hayallerinin peşinden gitmek isteyen, fakat yolun bazen kapandığını gören tüm gençlere ilham veriyor.
Çünkü Havana Brown, bir kapı kapandığında yenisini açmayı bilenlerden.
Bir düş gerçekleşmediğinde, yeni bir yol çizebilenlerden.
Ve en önemlisi: ritmi düşmediğinde dans etmeyi sürdürenlerden.
DJ Havana Brown bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında sahnelere çıkan, milyonlarla buluşan, kulüp kültürüne yön veren bir sanatçı.
Onun hikâyesi bize bir gerçeği tekrar hatırlatıyor:
Bazı insanlar ışığı takip etmez; kendi ışıklarını yaratır.
Havana Brown da o ışıklardan biri.
Girdiği her sahnede geceyi aydınlatan, ritmi kontrol eden, insanları bir araya getiren bir enerji kaynağı.
İznik Gazetesi olarak bizler, farklı sanatçıların hayatlarını yazarken her zaman şuna inanırız:
Sanat, bir insanın dünyayı nasıl gördüğünün en samimi yansımasıdır.
Havana Brown’ın dünyayı ritimlerle gördüğüne, yaşadığı her anı müzikle anlamlandırdığına şüphe yok.
Onun yolculuğu da bize diyor ki:
Bir ritim bazen bir hayattan daha fazlasını anlatabilir.
