İŞTE O SES – BULUT BULDU

0

Yaklaşık son 2 yıldır düzenli olarak seslendirme sanatçılarıyla çeşitli röportajlar yapmaya ve o ünlü seslerin, mikrofon arkasında gizli kalmış yüzlerini siz değerli okuyucularımız ile buluşturmaya devam ediyorum. Biliyorsunuz ki seslendirme sanatçılarının Dünyamızdaki yerleri çok ayrı. Sevdiğimiz dizi veya filmlerdeki karakterlere sesleriyle hayat veren mikrofon arkasında gizli kalmış süper kahraman gibiler bana göre. Çoğu insanın doğru Türkçeyi tv veya diğer mecralardaki dublajlı işlerden öğrendiği apaçık bir gerçek. Sesleriyle bazen güldüren, yeri geldiği zaman ağlatan, bazense tebessüm ettiren ve çoğu zaman sesleriyle hayatlarımıza yön veren bu eşsiz insanların mesleğine saygım sonsuz. Son derece değerli seslendirme sanatçılarından bir tanesi olan sevgili Bulut Buldu ile harika bir röportaja imzamızı atmış bulunuyoruz. Kendisi bu mesleğe nasıl başladı? Son zamanlarda seslendirme sektörünü nasıl değerlendiriyor? Kendisi gibi seslendirme sanatçısı olmak isteyenlere ne gibi tavsiyeler verebilir? Ve merak ettiğiniz tüm soruların cevapları bu röportajımızda. Röportajımıza geçmeden önce, beni kırmayıp röportaj davetimi geri çevirmediği için sevgili Bulut Buldu’ya teşekkür’ü borç bilirim.

 

Klasik olacak ama Bulut Buldu kimdir? Neler yapar? Tam olarak nedir hayat hikayeniz?

 

:)(Gülümsüyor) ‘’Hayat hikayesi’’ deyince biraz kapsamlı bir cevap vermek gerekli gibi algıladım açıkçası ama mümkün olduğunca kısa tutayım. 1988 senesinin 6 Aralık’ında doğmuşum. 11 yaşıma kadar Beşiktaş’ta büyüdüm. Babam Vural Buldu, şimdiki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı mezunu bir tiyatro sanatçısı… Annem sanat camiasından bir kadın değil, üniversitede edebiyat bölümünü tercih etmesine rağmen sigortacı olarak çalıştı ve emekli oldu ancak edebiyat sevgisi ve yeteneği aşikardı… Bana yazmayı sevdiren odur diyebilirim. Babam dolayısıyla, sanat tarafı ziyadesiyle beslenen bir çocuktum. Oyunu olduğunda kulislerde, çekimi olduğunda sette, seslendirmesi olduğunda stüdyolarda onunla birlikte vakit geçiriyordum. Nitekim 4.5 yaşımda da babamın önayak olması vesilesiyle seslendirme yaparak sanat camiasına giriş yapmış bulundum. Şu anda da hayatımı, çoğunlukla seslendirme yaparak kazanıyorum diyebilirim.

Her insanın küçük yaşlardan itibaren belli başlı hayalleri olur. Sizin için de bu sektör hayallerinizden bir tanesi miydi?

Hayır bu sektör ve bu meslek benim hayallerimden biri değildi. Ben bu dünyanın içine doğdum. Kendi kararımla bu yola çıktım diyemem. Hatta başlarda seslendirmelerden dolayı oyunlarıma ara vermek durumunda olmak ve sürekli stüdyolarda vakit geçirmek beni sinirlendiriyordu. Çünkü çocuksunuz yani, ve o sırada arkadaşlarınızla dışarıda oyun oynamak her şeyden daha kıymetli geliyor. (Burada gülüyor) Benim de işler çok yoğundu açıkçası… 5 yaşında olduğunuzu ve haftada üç, dört defa reklam dublajınız olduğunu düşünün… Bu işi daha sonra, kendimi bilmeye başladığımda iyice sevmeye başladım ve bileğimdeki bu altın bileziğin kıymetini kendi ekonomimi yönetmeye başladığımda anladım. Armut dibine düşer misali, yeteneğim olduğu, o zamanlarda da aşikardı… Şimdiyse çok severek yaptığım bir işim var… Hatta dublaja giderken işe gidiyor gibi değil de, bir hobimi icra etmeye gidiyor gibi hissediyorum. Hayalimi sormuştun; Benim en sevdiğim aktivite futbol oynamaktı ve hep futbolcu olmak istiyordum. İyi de oynuyordum aslında ama dediğim gibi hayat beni zaten bu işin içine itti diyebilirim.

 

İlk ses verdiğiniz projeyi hatırlıyor musunuz nasıl bir duyguydu?

Aaa hatırlamaz mıyım… Herhalde 1994 senessiydi… Esentepe İmaj Stüdyoları’ndaydı kaydımız, meşhur eksi üçüncü katta 🙂 McDonald’sın bir Disneyland reklamıydı. o zamanlar okumayı daha yeni öğrendiğim için ezberliyordum bazı metinleri… Hala hatrımda;
‘’Arkadaşlar, Disneyland’in beşinci yılında yepyeni oyunlar sizi, bekliyor. Miki, Mini, Donald, Goofy ve Pluto… Beş oyuncağı bir araya getiriyorsunuz, oyuncağı tamamlıyorsunuz. Acele edene oyuncak çok, etmeyene yok…’’

 

Kendi sesinizi sosyal mecralarda ve TV’ de duyunca nasıl tepkiler veriyorsunuz?

Çok özel bazı projelerde seslendirme veya dublaj yaptıysam onlarla alakalı algım biraz daha seçici oluyor. İşin ve benim seslendirmemin nasıl olduğuyla alakalı daha ilgili oluyorum özel projelerde, ancak genel olarak sesimi kanıksadım artık, çoğu zaman farkında bile olmuyorum.

 

Son zamanlarda seslendirme sektörünü ve meslek hayatınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya genelinde zaten ekonomik krizler hakim… Sadece bizim sektörde değil, birçok diğer sektörde de duraklamalar var… Sektörde aktif olarak çalışan seslendirme sanatçılarının sayısı tahminimce 500’ü geçmez… 80 milyon civarı nüfusu olan bir ülkede 500 kişi bu işi yapıyorsa, bu sektörün ne kadar kıymetli olması gerektiğini sen yorumla ben bir şey söylemeyeyim. Durum ortada ama, bizler zincirin son halkasıyız. Çok konuşmaya gerek yok artık…

 

Seslendirme sektörü haricinde yapmış olduğunuz çalışmalar var mı?

 

Bir dönem oyunculuk da yaptım. Şu anda da oyunculuk yapmak hayalim hala var… Ancak o kulvarda aktif bir yolculuk yapmıyorum şu an. Çok istiyorum ama. 2024’te olur belki. Çocukluğumdan beri yazmayı zaten çok seviyorum. Rap müzik dinlemeyi de çok severdim. 2019 senesinde askerden döndükten sonra ilham geldi ve şarkı yazıp bestelemeye başladım. Rap kategorisinde birkaç parçayı hayata geçirdim. Bubu mahlasını kullanıyorum rapte… Daha hayata geçirilmeyi bekleyen birçok şarkım daha var ama hem işler yoğun, hem de çocuk olunca oraya pek vakit ayıramadım son zamanlarda. Başka sektörlerde yatırımlarım tabi ki var ama onların sanat camiasıyla ilgisi yok.

 

Sizin gibi seslendirme sanatçısı olmak isteyenlere ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz?

 

Yaptığımız işin sanat olup olmadığıyla alakalı (kendi içimizdeki insanlar tarafından da…) tartışmalar yaygın 🙂 Öyle sorduğun için öyle devam edeyim;
Bir sabah kalkıp, ‘’Haydi ya ben sanatçı olayım bugün’’ diyebilmek ne kadar mümkün sen söyle… Mikrofonun karşısına geçip, yan yana yazan kelimeleri ekrandaki oyuncunun ağzına denk gelecek şekilde söylemek de teknik olarak, okumayı bilen herkesin yapabileceği bir iş… Burada mühim olan, aynı anda beyninin birçok fonksiyonunu kullanarak, mikrofonun karşısında, dublajını yaptığın oyuncunun rolüne bürünerek mikrofonun karşısında oyunculuk yapabilmek… Bundandır ki zaten ‘’Mikrofon Oyunculuğu’’ demeye özen gösteriyoruz yaptığımız işe. Şu konuya da böylelikle açıklık getireyim; Her seslendirme yapana da bu yüzden sanatçı demek doğru değil bence.

Bunlardan dolayı tavsiyem şudur; Öncelikle kitap okusunlar, Türkçe diline hakim olsunlar, ceplerinde bol bol kelime bulunsun ki şahane çevirilerimize hızlı bir şekilde katkıda bulunabilsinler, zira her zaman o cümleler cuk oturmuyor. Bazen yayacaklar, bazen toplayacaklar, bazen lâf ekleyecekler, bazen de lâf atacaklar (burada gülüyor). Bir de izin veren stüdyolardan ve konuşmacılardan rica etsinler; Sanatçı içeride, sanatını icra ederken stüdyonun İÇİNDE olup, gözlem yapsınlar. Ben stüdyonun içinde çok gözlem yaptım, camın diğer tarafında değil…

 

Bu sektörde gelecekte kendi konumunuzu nasıl görüyorsunuz?

 

Süregeldiği gibi devam edeceğini düşünüyorum şimdilik. Söylediğim gibi iş olarak görmüyorum çünkü. Çocukluğumdan beri yaptığımı yapıyorum. Her zaman çok aktif görev alıyordum, hala da öyle devam ediyor. Gelecekte de bu şekilde olacağını düşünüyorum. Yönetmenliği pek tercih etmiyordum ama belki yönetmenlik de yapabilirim artı olarak.

 

Her insan reklam seslendirmesi yapabilir mi neler gerekiyor?

 

Reklam seslendirmesi tavırla alakalı… Markanın talebini karşılayabileceklerine inanıyor, tavırlarıyla satışa katkıda bulunabileceklerini düşünüyorlarsa yapabilirler. Sonuçta reklamlar ekstrem durumlar haricinde satış amaçlıdır.

 

Son dönemde teknolojinin ilerlemesi ile birlikte yapay zeka sayesinde artık istediğimiz ses üzerinde çeşitli oynamalar yapabiliyoruz. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz. Sizce yapay zeka seslendirme sektörü için bir tehdit midir?

 

Açıkçası ben kendimi tehdit altında görmüyorum. Sonuçta biri benim onayım dışında benim sesimi kopyalar, çoğaltır ve kullanırsa, bayağı sağlam bir tazminat yüküyle de karşı karşıya kalacaktır. Benim sesimin kullanılması dışında yapay zekanın benim yerime geçeceğiyle ilgili düşüncemse şu an için çok rahatsız edici gelmiyor bana. yapay zekanın benden daha iyi seslendirme yapabileceğini düşünmüyorum. Teknoloji bu şekilde evrilir ve artık seslendirme sanatçılarına ihtiyaç kalmazsa da ortak bir paydada buluşulacaktır zannımca. Teknolojiye kafa tutmaktansa, faydalı olacağı ölçüde aynı yolda yürümek bana daha sağlıklı geliyor. Yarın bir gün, yapay zekayla işleri tamamlamak, Türkiye gibi seslendirme sanatçıları ödemelerinin maalesef ayaklar altında olduğu bir ülkede bile daha ucuza geliyorsa o zaman zaten yapacak bir şey yok sanıyorum. Devlet ne için var? Vatandaşlarının haklarını ve özellikle de sanatçılarını, onların icraatlarını korumak kollamak için de değil mi? Yaptığımız iş de sanatın bir parçasıysa eğer, herhalde bizi yedirmezler 🙂

 

Sizi siz yapan en önemli etken nedir ve seslendirme sektörü dışında nasıl bir Bulut Buldu var?

 

Beni ben yapan olgular arasında sanat her zaman aktif bir rol oynamıştır. Söylediğim gibi, bunun içine doğdum, içinde büyüdüm çünkü. Hayatımda tiyatro, kitap, sinema, medya her zaman aktif olarak yer aldı. Yazmak ve bestelemek de cabası… Şiir yazıyorum, şarkı sözü yazıyorum, besteliyorum. Sanatın dışındaysa spor ve doğa aşığı bir insanım… Yay burcuyum. Evliyim, bir oğlum var. Motor sürüyorum. Gezmeyi, yemeyi, içmeyi çok severim. Yaşadığımız ülkeden mütevellit eşim de ben de ekonomi uzmanı sayılırız 🙂 Paramızı nasıl değerlendirmemiz ve yönlendirmemiz gerektiğine dair iyi bilgi sahibiyizdir. Zaten biraz da bundan dolayıdır ki 36 yaşımızda, şu an özelinde geçimini sadece seslendirmeden kazanan ve zengin ailelerden gelmeyen iki insana nazaran çok daha fazla varlığımız olduğunu söyleyebilirim. Ülkemiz bizi kazançlarımızı korumamız ve hatta katlamamız konusunda iyi eğitti 🙂 Evin içinde de aktifimdir. Ev işleriyle alakalı ve çocuğuyla ilgili biriyim. Beşiktaş taraftarıyım, iki üç sene öncesine kadar tribünde de yerim daimiydi. Çok ihtiyacım yoksa yalnız olmayı pek sevmem ve tercih etmem. Çok fazla tanıdığı olan, sınırlı sayıda arkadaşı olan ve az ama öz dostu olan biriyim. Son zamanlarda (özellikle çocuğum olduktan sonra) bir sürü insanı hayatımdan çıkardım. Fakat dostlarımla daima iletişimdeyimdir. Gibi gibi şeyler… Bu böyle uzar gider. Başka bir röportajın konusu bu =)

 

Severek konuştuğunuz ve akıllara kazınan bir seslendirme çalışmanız var mı? Varsa bizimle paylaşmak ister misiniz?

 

Tabi ki var. Kronolojik olarak gideyim bu cevapta. ‘’Winnie The Pooh’’ Türkiye’de ilk defa yayınlanacağı zaman ‘’Cristhoper Robin’’ karakterinin seslendirmesi için Disney tarafından ben seçilmiştim. O zamanlar 7 ya da 8 yaşımdaydım. Birçok ustayla birlikte çalışma, bu işi daha da iyi öğrenme fırsatı yakalamıştım. 1995’te ‘’Toy Story 1’’ (Oyuncak Hikayesi) sinema filminde, oyuncakların sahibi Andy rolünü ben konuşmuştum. 1999’da Tarzan’ın animasyonunda Tarzan’ın çocukluğunu yine ben seslendirmiştim. Bunlar çocukluğuma dair bende çok güzel anılar bırakan projeler…
Dediğim gibi 1993 senesinden beri aktif olarak seslendirme yaptığım için bazı projeleri hatırlayamadığım da oluyor 🙂 Yakın zamanlarda, Star wars Rogue One’da ve sonrasında dizisi yapılan ‘Andor’ karakteri var. ‘Çılgın Hırsız 3’te Balthazar Bratt karakteri… Ninjago’nun dizilerinde ve animasyonunda ‘Kai’ rolü… ‘Chip & Dale’ animasyonunda Chip’i seslendirdim. Atlaya atlaya gidiyorum biraz çünkü aktif olarak çalıştığımız stüdyolarda sürekli bir projenin içindeyiz aslında… En son çok hoşuma giden iki proje var görev aldığım; Henüz yayınlanmaya başlamayan ve kitap uyarlaması olan ‘Shardlake’ dizisindeki ‘Shardlake’ karakteri…ve yeni vizyona giren, orijinal ismi ‘The Inseperables’ olan, dilimize ‘Oyuncaklar Firarda’ olarak çevrilen animasyon filmi… Burada hem peltek, hem de rap yapan bir köpeği canlandırdım. Çok eğlenceli bir projeydi benim için.

 

Her insanın kendine göre belli başlı hayalleri ve hedefleri vardır ve bu amaçlar doğrultusunda yaşamlarına yön verirler. Peki klişe olacak ama kendinizi 10 yıl sonra nerede görüyorsunuz? Gelecek nasıl bir Bulut Buldu bizleri bekliyor sizce?

 

Bu sorunun cevabı üzerinde yaşadığımız gezegenin nereye doğru gideceğiyle direkt ilintili olduğu için ne desem boş olabilir. Ben on sene sonra soluduğumuz havanın sağlıklı olup olmayacağına dair şüpheleri olan biriyim maalesef. Buralardan göçmek zorunda bile kalabiliriz gibi hissediyorum. Bu konuda biraz pesimistim maalesef. Her şeyin yolunda gittiğini ve doğru adımlar atıldığını düşünürsek eğer, iş olarak, herhalde on sene sonra, benim için çok özel projelerde rol alırım gibi hissediyorum. Kendimi şu anki kadar yormam ve koşturmam bence. Hali hazırda 32 senelik bir tecrübem olmasına rağmen yaşımın genç ve enerjimin sınırsız olmasından dolayı koşturmacanın tam ortasında aktif rol alan konuşmacılardan biriyim 🙂 Henüz köşeme çekilmek için erken olduğunu düşünüyorum. Belki bu işi yapmak isteyenler için gerçek bir öğrenme ortamı yaratabilirim ya da… İş dışındaysa, hedefim 45 yaş itibariyle bir daha çalışmak zorunda kalmayacak bir pozisyonda olabilmek. Sadece istediğim ve sevdiğim için bir şeyler üretmek isterim. Üretmeyi bırakacağımı hiç sanmıyorum ama, o benim en önemli parçalarımdan biri…

 

Seslendirme türleri nelerdir? Herkes her alanda görev alıyor mu?

 

Sektörümüzde insanların çok daha hakim olduğu ‘Orijinal’ dediğimiz işler var… Bunlar yurt dışında çekilen ya da çizilen işlerin bizim dilimizde seslendirilmesi… Bunlara orijinal dublaj diyebiliriz. Yerli dublaj ise, Ana akım, vizyon ya da dijitalde gördüğümüz işler. Bu işlerin orijinal dili zaten Türkçe, fakat bazen oyuncuların dublajının yapılmasına ihtiyaç duyuluyor, ya da iş sesli çekilmeyip komple dublajlı ilerleniyor. Reklam seslendirmesi zaten bilindiği üzere reklamları kapsıyor. Ayrıca kitap seslendirmeleri de yapılıyor.
Herkes her alanda çalışmıyor. Bizim sektörde bu konuda biraz kalıplaşmış durumlar var. ‘O orijinalci, yerli yapamaz.’ Ya da ‘O yerlici, sadece yerli konuşur.’ Ya da ‘O sadece reklam konuşuyor.’ gibi…
Ben bu alanların her birinde aktif olarak görev alan bir konuşmacıyım o yüzden, işini iyi yapan bir konuşmacının aynı anda her kulvarda çalışabileceğini düşünüyorum. Konuşmacının stüdyoya girdiğinde hangi işe katkıda bulunacaksa, o işin dinamiklerine göre şekil alması gibi düşünebilirsin bunu. Hepsinin dinamikleri birbirinden farklı tabi ki ancak, en fazla manuel vites bir arabadan otomatik vites bir arabaya geçtiğinde ilk etapta debriyaj aramak gibi bir karmaşıklık olur. Sonrasında o arabanın otomatik vites olduğunu beynin idrak eder ve yoluna devam edersin 🙂

 

Yetenek, seslendirme için ne kadar gerekli? Yetenekli seslendirme sanatçısı kimdir?

 

Öncelikle bizim işimiz için zeka olmazsa olmazdır. Zeki ve pratik olmayan birinin stüdyoda geçirdiği vakit, hem kendi için, hem de rejide bulunan teknik arkadaş ve yönetmen arkadaş için uzar da uzar… Aynı anda birden fazla alanda aktif olan bir beyin düşün. Bir yandan ekrana bakıyorsun, dublajını yaptığın oyuncunun ağzını ve tavrını takip ediyorsun. Bir yandan kulaklıktan oyuncunun sesini duyuyor ve durman gereken, devam etmen gereken zamanı belirliyorsun. Bir yandan gözünle ekrandaki repliklerini takip ediyorsun ve bir yandan da camın diğer tarafındaki reji ile iletişim halindesin. Bunların hepsini aynı anda bir uyum içerisinde yapmak en önemli şeylerden biri. Yeteneğe gelince, yetenekli olanlar bunların hepsini artık refleks halinde yapan konuşmacılar oluyor genelde. Bunları yaparken de o role, kendinden bir şeyler katmalı ve Türkçe diline de hakimiyetinle doğru telaffuz etmelisin. Ayrıca bizim ülkemizde maalesef ses rengi çok güzel, sesi güzel insanların bu işi çok iyi yaptığına ya da yapabileceğine dair bir algı söz konusu… Şöyle cümleler duyuyorum bazı konuşmacılar için; ‘’Sesini nerede duysam hemen tanıyorum. Hangi rolü konuşsa o olduğu belli oluyor.’ Ben bu düşüncede pek değilim maalesef 🙂 Benim için ‘’Nasıl ya, onu da sen mi seslendiriyorsun, hiç fark etmedim ya inanılmaz.’ gibi cümleler daha mutlu edici. Genelde bunu duyuyorum ben. Çünkü konuştuğumuz insanlar farklı, roller farklı, tavırlar farklı… Dolayısıyla seslendirme de farklı olmalı bence. Hani kötü oyuncular için şöyle derler ya; ‘’her rolü aynı oynuyor.’’ İşte öyle bir şey… 🙂
Ha bir de kendini en yetenekli, en hızlı sananlar var. Genelde stüdyoya geldiklerinde kimseye selam vermez, yönetmeni kale, teknisyeni ciddiye almaz bu türler. Saygısızdırlar. Sosyal medyada en iyi konuşmacı olduklarını iddia eder, insanlara bu işi öğretirler. Konuştukları rolleri yarı sürede ve çok daha iyi konuşacağım bazı böyle meslektaşlarımız da mevcut maalesef ama çok şükür ki ben ne böyle davranacak bir aile eğitimi aldım, ne de kendimi böylesine ispat etmeye ihtiyacım var o yüzden genelde kendileriyle selamlaşmam ve işime bakarım 🙂 Zaten sektörümüz çok küçük ve herkes aslında herkesi çok iyi biliyor…

 

Sevgili Bulut Buldu’dan Özel not ve teşekkür;

 

Bir insanın bir alanda kendine usta diyebilmesi için önce kendi ustasını geçmesi, sonra da kendisini geçecek bir çırak yetiştirmesi gereklidir.

Benim henüz kendime usta diyebilmemi sağlayacak öğrencilerim, ya da yetiştirdiğim birileri yok ancak benim de örnek aldığım ustalarım, çok saygı duyduğum ve sevdiğim konuşmacı arkadaşlarım, kardeşlerim, abilerim, ablalarım var…
Başta, benim bu işi hem stüdyoda hem de evde öğrenmemi sağlayan, çocukluğumdan beri ana dilimi doğru kullanmama katkıda bulunan babam Vural Buldu’dur. Evvela ona selam olsun…

Başka tek tek isim verip ne kimseyi gücendirmek isterim, ne de o an anımsayamadığım için kimseye saygısızlık etmek isterim.

Şimdiye kadar birlikte çalıştığımız ve kendilerinden öğrendiğim tüm yönetmen, teknisyen, ve mesai arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. İyi ki varlar…

Leave A Reply

Your email address will not be published.