Müzik bazen bir ses değil, bir his olarak girer hayatımıza.
Ve bazı sanatçılar vardır ki, daha yolun başında olmalarına rağmen o hissi kurmayı başarırlar.
Tilda, tam da bu noktada karşımıza çıkan, duygularla kurduğu bağı müziğine yansıtan yeni nesil sanatçılardan biri.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu olan Tilda, akademik altyapısını kendi iç dünyasıyla harmanlayarak dinleyicisine farklı bir kapı aralıyor.
İlk çıkışı Azelya ile dikkat çeken sanatçı, son olarak yayımladığı Köhne Geceler ile bu yolculuğun sadece bir başlangıç olmadığını, aynı zamanda derinleşen bir hikâye olduğunu da gösteriyor.
Biz de Tilda ile; başlangıcını, üretim sürecini, iç dünyasını ve bu iki şarkı arasındaki dönüşümü konuştuk.
Müzikle ilk bağın ne zaman kuruldu ve o anın sende bıraktığı en kalıcı iz neydi?
Çocukken radyodan duyduğum şarkıları evdeki oyuncak klavyemle çıkarıp çalabiliyordum. O eski yıllardan beri bu işi yapacağımı biliyordum.
Seni “ben bu işi yapmalıyım” noktasına getiren kırılma anı neydi?
Lisedeyken güzel sanatlarda okudum ve ana enstrümanım gitardı. Piyano ise zorunlu yan enstrümandı, ben gitardan çok piyanoya yönelip kendimi her gün en az 3 saat çalışırken buldum. Sürekli repertuvarımı genişletip kendi çapımda besteler yapıyordum. Bu beni konservatuvara hazırlanmaya itti. Şarkıcılık ise bestecilik yönümü keşfettikten sonra doğal bir şekilde gelişti. Kırılma noktam ise ilk şarkım olan Azelya’yı besteledikten sonra oldu. Benim için anlamlı olan sözler, etkili bir melodiyle birleşince bunu insanlarla paylaşmam gerektiğini düşündüm.
Çocukken kurduğun hayallerle bugünkü Tilda arasında seni en çok şaşırtan fark ne oldu?
Çocukken daha içe kapanık biriydim. Hayallerim vardı fakat dış dünyayla olan bağımın bu kadar gelişip düzelebileceğini düşünmezdim.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı sana daha çok disiplin mi kazandırdı yoksa özgürlük mü?
Konservatuvar bana yoğun çalışma temposu ve sistematik eğitimi nedeniyle disiplin kazandırdı. Sonrasında ise bu aldığım disiplinli altyapı ile kendi müziğimi oluşturabilecek özgürlük kazandırdı.
Akademik müzik eğitimi ile kendi ürettiğin müzik arasında bir çatışma yaşıyor musun?
Şarkılarımın tarzı konusunda başta çok kafa yormama sebep oluyor fakat sonradan, oradan aldığım eğitim ile harmanlayınca ortaya değişik fikirler çıkabiliyor. Müziğin yapım aşamasında ben de bulunuyorum ve değişik armoniler, yürüyüşler buluyorum. Bu da çatışma durumunu yok ediyor ve sadece destekleyici bir unsur olmuş oluyor.
Eğer müzik hayatında olmasaydı, bugün nasıl bir Tilda olurdu?
Bolca müzik dinleyen ve müzik ile yapılan aktivitelere katılan biri olurdum. Diğer sanat alanlarına yönelmiş olabilirdim. (Dans, tiyatro gibi)
Şarkı yazarken önce kelimeler mi seni bulur yoksa melodiler mi?
Şarkı yazarken önce melodiler ortaya çıkar. Sonra o melodinin ruhuna uygun söz ortaya çıkar.
Bir şarkıyı yazarken kendine karşı ne kadar dürüstsün; sakladığın duygular oluyor mu?
Zaten gerçek hayatta paylaşmadığım duyguları şarkılara dökmeyi severim.
Azelya senin için bir başlangıç mı, yoksa içsel bir hesaplaşma mıydı?
Azelya içsel bir hesaplaşmaydı. İçsel bir yolculuğu umut verici bir son ile bağladım.
Bu şarkıyı bugün yeniden üretme şansın olsa, neyi tamamen değiştirirdin?
Hiçbir parçasını değiştirmezdim. Tamamen içime sinen ve şarkının ruhuna uygun bir şekilde oluşturulup düzenlendi.
Son şarkın Köhne Geceler, “Azelya”ya göre daha karanlık ve olgun bir hissiyat taşıyor; bu değişim senin iç dünyandaki hangi dönüşümün sonucu?
İlk şarkılarım içsel bir yolculuğu, hayatı ve insanı anlatan şarkılardı. Köhne geceler ise aşkı tatmayı, sonrasında karşısındaki kişide olmayan dürüstlüğü talep ediş ile hissedilen yalnızlığın verdiği puslu hissi anlatıyor.
Annen Sibel Kılıç ile birlikte üretmek sana güven mi veriyor yoksa daha fazla sorumluluk mu yüklüyor?
Annem Sibel Kılıç ile birlikte üretmek derin edebi yönü ve yaratıcılığı dolayısıyla bana güven veriyor.
Volkan Şanda ile çalışırken kontrol sende mi oluyor, yoksa kendini sürece bırakabiliyor musun?
Kendimi çoğunlukla sürece bıraksam da işimin başında bulundum ve bazı küçük yorumlarımı, besteyi yaparkenki hissiyatım doğrultusunda paylaştım.
Bir gün sana “bu şarkı tutmaz” denirse, kalbini mi dinlersin yoksa piyasayı mı?
Kesinlikle kalbimi dinlerim. Şimdiye kadar da öyle oldu. Zaten o şekilde bir amaç ile yola çıkmadım.
Müziğini üç kelimeyle tanımlasan, bu kelimeler ne olurdu?
Müziğimi üç kelimeyle tanımlarsam bu, nostalji, dönüşüm, sesleniş olurdu.
Senfonik dokularla alternatif müziği birleştirmek riskli bir yol; bu risk seni besliyor mu yoksa zaman zaman korkutuyor mu?
Bu parçaları bestelerken sonucunu pek düşünmedim. Her zaman içimden gelen neyse onu yapma isteğiyle doluydum. Beni besleyen şey zaten ne istediğimi bilmek ve o yolda ilerlemek.
Seni dinleyen biri, müziğinden gerçek seni ne kadar tanıyabilir?
Beni dinleyen biri benim hakkımda ipuçlarına sahip olabilir. Sakin; ama içinde bolca his besleyen birinin çığlıkları olduğu belli diye düşünüyorum.
Sosyal medya senin için bir sahne mi yoksa bir sınav mı?
Sosyal medya benim için iki niteliğe de sahip. Kendimi gösterebileceğim bir sahne olmasının yanı sıra gelen yorumları dikkate alıp benim de ikna olduğum taktirde bir şeyleri değiştirebiliyorum.
Algoritmaların seni görmezden geldiği bir dünyada hâlâ müzik yapmaya devam eder miydin?
Algoritmaları çok algılayamasam da müzik yapmaya devam ediyorum ve bunu her zaman bir beklentim olmadan sürdüreceğim.
Şu ana kadar yaşadığın en büyük hayal kırıklığı neydi ve seni nasıl değiştirdi?
Üniversiteden sonraki müzik maceramda iyi deneyimlerimin yanında birçok kötü deneyim de yaşadım ve bu insanları daha iyi tanımayı, her şeyin toz pembe olmayacağını ve sonuna kadar mücadelenin gerekliliğini öğretti.
Son olarak kariyerinin henüz başındasın; peki başarısızlık ihtimali seni durdurur mu yoksa daha çok hırslandırır mı?
Kariyerimin başında olduğum için bu bana heyecan verici bir süreç gibi geliyor. Başarısızlık ihtimali benim için önemli bir unsur değil; çünkü ben sadece sevdiğim, inandığım projeleri, müziğimi insanlar ile paylaşıyorum. Benim bu işi bırakmama sebep olacak birşey yok diyebilirim; çünkü benim tek işim müzik. Zaten şarkı çıkarmanın yanısıra piyano eğitimi de veriyorum. Müzikle bu kadar iç içe olunca durma ihtimalim yok gibi geliyor.
Henüz yolun başında olsa da, Tilda’nın anlattıkları bize şunu gösteriyor:
Bazı yolculuklar büyük sahnelerde değil, küçük ama gerçek duyguların içinde başlar.
“Azelya” ile atılan ilk adım, “Köhne Geceler” ile daha derin bir hikâyeye dönüşüyor.
Ve bu hikâye, daha şimdiden dinleyicisine bir şeyler hissettirmeyi başarıyor.
İznik Gazetesi olarak, bu yolculuğun nereye evrileceğini merakla izliyoruz.
