BİRKAÇ ANI BENDEN


Mesleğe başladığım 1974 Ocak ayından sonraki aylarda idi. Mahalleden sima olarak tanıdığım Bezaim ağabey geldi. İznik, maliyesinden emekli olduğunu, benim yanımda çalışmak istediğini, ufak-tefek işleri yapabileceğini söyledi. Olur dedim. Yıllarca beraber çalıştık. Tertemiz bir insandı, kötü düşünme diye bir şeyi yoktu. Yanılmıyorsam 1996 ve 97’li yıllara kadar çalıştık. Bir tek kelime bile kötü konuşmadık.

 

Bezaim ağabey anlatırdı. Atatürk, 15 Temmuz 1935’te İznik’e geldiği zaman o daha çocukmuş. Yalova da iken Boyalıca, Çakırca üzerinden İznik’e gelmiş. Tabii o yıllarda şimdiki yollar yok. Orhangazi-İznik yolu 1956’larda yapıldı, 1967 de asfalt kaplama oldu. 1995’lerde genişleme yapıldı. O dönemde ulaşım göl üzerinden motorlarla yapılırdı. Atatürk’ün arabası bakımsız tarla yollarından gelmiş ve kumbaşında da hararet yaparak, arızalanmış.

 

Tabii, Ata’nın geleceği ilçede duyurulmuş. Çocuklarda Kumbaşına doğru ilk defa bir otomobil görme merakı ile gitmişler. Bezaim ağabey “Bende gittim, işte öyle, bisiklet tekerlekli gibi siyah bir araba idi. Ön kapağı açıktı, biri su döküyordu, bizde baktık. Yan tarafta sigarasını içen sarı saçlı, alnı açık biri vardı. “Gelin buraya çocuklar” dedi. Bizde gittik, bizim başımızı okşadı, sevdi, okula gidiyor musunuz dedi, güzel bir insandı. Onun Atatürk olduğunu anladık. Sonra su döken şoförmüş, buyurun paşam dedi, birkaçta hanım vardı, binip İznik’e geldiler. Ben o zaman Atatürk’ü gördüm diye anlatmıştı.

 

Büyük ağabeyim 1933 doğumludur. 1938’de Atatürk vefat edince, kara haber birkaç gün içinde duyulmuş. Mustafa ağabeyim henüz 5-6 yaşında. Köyde haber yayılmış. Herkes birbirine Ata ölmüş, Ata vefat etmiş diye üzüntülü bir şekilde Atatürk’ün ölümünü haber veriyormuşlar. Ağabeyim, Atatürk’e herkes Ata derdi. Kısa, öz anlatımdı. Ölüm haberi üzerine köyde bile ağlayanlar olmuştu. O zaman, gazetei radyo gibi haber iletişimleri de yoktu. Kulaktan kulağa haber duyulmuştu, öğle öğrenildi diye anlatıyor.

 

Ata’yı görenle olmak, Ata’nın ölümünü çocuk yaşta bilenle olmak insana daha da sevgi aşılıyor.

Birde Atatürk’ten yaşanmış birkaç olayı yazımıza ekleyelim istedik:

Atatürk 1927 senesi kış mevsiminde Ankara Belediyesi fidanlığına gider, seraları, çiçekleri inceler. Salon bitkilerinden 8 saksı seçer.

Belediyenin bahçeler müdürüne talimat vererek köşke getirmelerini, müdüre kendisinin beraber gelip bitkilerin sağlıklı yaşaması için ve nerelere koyulması gerektiği ve bakım konusunda bahçıvana öğretin diye söyler.

Ertesi günü çiçekler saksılarda getirilir, Çankaya’da uygun yerlere yerleştirilir. Atatürk bakar “güzel olmuş, ne kadar ödeyeceğiz” diye sorar. Belediyenin bahçeler müdürü Salih efendi hazırlıklı gelmiştir. Hediye edilemeyeceğini bilir. Zira fırça  yemekte vardır. Küçük bir kağıda çiçeklerin isimleri ve fiyatlarını yazmıştır, onu verir. Atatürk bu kağıdı alır ve yaverine verir, “ödeyiniz” diye söyler. Yaver çalışma odasından çiçeklerin bedelini getirir ve belediyenin bahçeler müdürüne “faturayı yarın gönderirsiniz” diye bilgide verir.

Atatürk 1928 senesi içinde pencereden bakarken manevi kızı Nebile’nin otomobile binip gittiğini görür. Yaverine emir verir, peşinden gidip hemen getirin der. Biraz sonra Nebile’yi getirirler, kızını karşısına alır “Sen benim kızımsın ama bu araba babanızın malı değildir, millete aittir, her aklına esen buradan araba alıp gidemez” diye azarlar.

Evet, nereden nereye değil mi?

Hoşça kalın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here