HERŞEY ZAMANINDA

Türklere ve Türkiye’ye karşı tamamen çıkarcı ve birazda nefret veya kindar davranan Alman Başbakan Merkel başbakanlık ve parti genel başkanlığından belirli bir süre sonra ayrılacağını açıkladı. Kendi bileceği iştir.

Ancak mesele üzerinde bir incelik var. 2021’den sonra siyasetten de çekileceği açıklaması. Yani benden bu kadar diyor.

Bu davranış tam bir medeni davranıştır. Sanırım 2002’ler Devlet’siz Bahçeli partisinin başından istifaya kalkıştı. Aman efendim, MHP de yas günleri, seferberlik hareketleri, ağlamalar, sızlamalar, yalvarmalar, yakarmalar, adamı vazgeçirdiler. Aslında istifaya niyeti bile yoktu, sadece kasıntı yapıp kıymetini artırdı. Sonra genel seçimler de devre dışı oldular. Daha sonraki seçimlerde meclise girebildiler. Keşke girmeseler, onun sayesinde AKP ne zaman dara düşse, ne zaman iktidarları, saltanatları yıkılma tehlikesi olsa hemen Bahçeli imdada yetişti. Bu mesele 8-10 defa tekrarlandı.

MHP artık AKP’nin payandası olmuştu. Son yıllarda birde Cumhur ittifakı uyduruğu ortaya çıktı. Şimdi AKP’nin işi daha da garantili gidiyor. Genel durumları böyle, yerel seçimlerde olmayacakmış, mış, mış. Bildikleri gibi yapsınlar.

Yani her ne pahasına olursa olsunlar başkanlıktan gitmek yok, iktidardan gitmek yok. Bizdeki siyasi ana kural böyle.

Ecevit’in vefatının yıldönümü nedeni ile anmalar, programlar, anekdotlarla da olsa geçmiş siyasi dönemler ekranlara yansıyor. Tabii birde yandaş medya işi biraz saptırarak yerel seçimler öncesi olayları yönlendirerek ekrana getiriyor.

Türkiye’de siyasette gidenin yerine kim gelecek sorusu hep cevapsız kalmıştır. Aslında siyasetin cilveli kuralları bu soruya cevap verdirmez. Zira hiçbir parti lideri işin başında iken kendisine veliaht seçmez, seçse de belli etmez. Gelecek kim olursa olsun ya kendi kimliği ile bir lider olacaktır, yada onu oraya getiren liderin kuklası olacaktır. Bakın geriye doğru Özal Cumhurbaşkanı olunca yerine Yıldırım Akbulut’u getirdi. Özal ne derse yapıyordu. Tayyip Bey, Cumhurbaşkanlığına Abdullah Gül’ü getirdi. Mübarek, ne denirse yapıyordu. Birkaç kez ters düştü, görev bitince kızakta kaldı. Şimdi unutulmamak için arasıra çıkışlar yada jestler yapıyor.

Ecevit’in so dönem koalisyon başbakanlığı tam bir felaketti. İleri yaş, hastalık hali onu artık yürüyemeyecek hale getirmiştir. Düşünme ve konuşma duyuları da öyle olmuştu. O günlerde Çin Başbakanı gelmişti, eski başbakanlık binası önünde protokol karşılaması yapılıyordu. Tesadüf bende o saatlerde Yargıtay da duruşma için sıra bekliyordum. Yargıtay’ın arka tarafı Başbakanlık önü olduğu için bando sesleri üzerine binanın 3. Katından kuşbakışı merasimi seyrettim. Milli marşlar çalındı şeref kıtası selamlanacak Ecevit kürsüden inemiyor, ne yapacağını bilemiyor halde öylece kalmıştı. Öyle tuhaf bir manzara karşısında Çin Başbakanı ne yapsın adamcağız, mecburen ev sahibi gibi Ecevit’i şeref kıtasını selamlamaya davet etti. Bir adım gerisinde olan korumasının yardımı ile şeref kıtası selamlandı, sonra yine destekle yürüyerek başbakanlık binasına gittiler.

Kendi kendime düşündüm ve çok üzüldüm. Ne demiştir acaba Çin Başbakanı diye. 77 milyonluk bir ülkenin başbakanın hali bu olunca adamcağız neler düşündü kimbilir Türkiye için.

Sonuç şu olmalı: Her şey zamanında yapılmalı. Ben ben demek kadar yanlış birşey yok. O sen sen değilsin demektir. Her şey zamanında yapılmalı. Çözüm bu.

Hoşça kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.