EZELİ DÜŞMANLIK


Siyaset, doğru düşünme ve doğru yapma sanatıdır. Bunu sık sık tekrarlarız. Siyasette yanılma, aldatma gibi yanlışların da yeri yoktur.

Siyasetten kastettiğimiz devlet idaresidir, iktidardır. İktidar olanların ilk kabul edecekleri düstur’’ En büyük Devlettir’’ anlayışıdır. En büyük Devlet anlayışını tam olarak kabul etmez iseniz, yarın kendi iktidarınızda kendi başınıza pek çok sorun gelebilir. Bunu önlemenin yolu iktidara gelirken kimseye taviz vermemenizden geçer. ‘’ Ne istedilerse verdik’’ anlayışı yanlış anlayıştır.

Önceden pek çok konuyu, pek çok sorunu bilmeniz ve bu sorunların çözümünde ilk kuralla birlikte akılcı ve bilgi yanında geçmiş dönemleri iyi bilmemiz gerekir. Yani devleti tam olarak kavramamız gerekir. Tabii Devlet ‘’ ben yaptım oldu’’ anlayışına da izin vermez.

Devlet öncelikle hukuk ve adalet üzerine kurulmuştur. Bu kurallara bilgi ve tecrübe eklenecek, doğrular üzerinden icraat yapılacaktır. Devlette hiçbir şekilde haksızlık olmamalıdır.

Devlette tecrübe çok önemlidir. Bunu hiçbir zaman kenara koymamamız gerekir. Bir anımı anlatayım:

1960’lı, 70’li yılların çoğunda Türk Dış İşleri Bakanı olarak görev yapan, 1990 yıllarda kaybettiğimiz rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil ile 1981 yılı Mart ayının ilk günlerinde bir vesile ile bir araya geldik. Kendisini Ankara’da evinde ziyaret etmiştim. Bana davette İngiliz kahvesi ikram edecekti. Meğer İngiliz kahvesi şimdi bildiğimiz sütlü neskafe imiş. Çünkü Türkiye’de kimse o yıllarda bu kahveyi henüz tanımıyordu.

Çağlayangil, esprili bir adamdı, tam bir diplomattı. 27 Mayıs olduğu zaman kendisi Bursa valisi idi. Hatta 26 mayıs 1960 günü İznik’te polis teşkilatı kurulmuştu, açılışı da o yapmıştı. İznik’te polis teşkilatının kuruluşu 26 Mayıs 1960 tarihidir, bunu bilgi olarak sunuyorum.

12 Eylül 1980 ihtilali olduğu zaman da Çağlayangil TBMM Cumhuriyet Senatosu başkanı idi. O tarihte yüce meclis cumhurbaşkanını seçemediği için Senato başkanı olarak Çağlayangil cumhurbaşkanlığına vekalet ediyordu.

Telefonda bana ‘’gel, sana İngiliz kahvesi ikram edeyim’’ derken yurt dışına çıktığını ima ediyordu. Evine gittim, kahvelerimizi yudumlarken epey sohbet ettik. Bir ara sordum ‘’ ekselans dedim ihtilalden sonra Türkiye Avrupa’dan nasıl görünüyor’’ diye. Rahmetli gülümsedi ve şöyle dedi ‘’ biz Avrupa’nın bize nasıl baktığını iyi biliriz. Onun için de Avrupa ile olan ilişkilerimizde bu ölçüyü hep dikkate alırız. Avrupa bize sadık bir bekçi gözüyle bakar.’’ demişti. Bu sözü yani Sadık Bekçi sözünü hep yorumladım. Hep olaylara uyarladım. Düşüncem bu ölçü ile bağlantılı olarak gelişti. Aynı ölçü ABD için de geçerlidir.

Şimdi işin aslı şudur: Bugünün dünyasında milletler (devletler de diyebiliriz) birbirleri ile ilişkilerinde doğrudan çıkar hesabı yaparlar. Devletler arasındaki ilişkiler, dostluklar çıkar üzerinedir. Bunu bilmeyen Türkiye gibi birkaç ülkedir. Onun için dış politikamızda hep yanlışlar yaparız.

Bundan da önemlisi Türkiye’nin dost bildiği Avrupa, Anadolu’yu vatan edindiğimizden bu yana bize hep ‘’düşman’’ gözü ile bakmıştır. Bu bakışı da devam edecektir, bunun aksi bir tutum olmamıştır.

Kısacası bunlardan bize ‘’yar’’ olmaz ama bunları terk de olmaz. Bize Atatürk’ün istediği gibi bunların ilim ve fenni lazımdır. Gerisini ve garantisini kesin düşünmeyeceksin. Kendine güven yeter. Ne yazık ki Türkiye 70 senedir kendine güvenmemektedir. İşin acı tablosu budur.

Hoşça kalın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.