BENİ BU FİKRET MUALLA DA VE BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU’NDA ÇEKEN NE?

Hayat güzel.

Dikkatli bir biçimde durup incelersen, her yanda pürü pak bir neşe, sevinç ve şehvet var.

Bir nehir düşünün, akıp gidiyor. Kimi kez burgaçlar, kimi kez köpük köpük bir coşku, bir seslenme, kimi kez de bulanık ve kimi kez de durgun ve sakin. Sende böyle bir hayatın içine kendini bırakacaksın.

Taş bile olsan o sular seni yonta yonta bir biçime, güzel, çekici bir hale getirir.

Heyt be hayat, beni bu güzel hale getirdin diye, avazın çıktığı kadar bağırasın gelir. Her şey sana gülümser. Oscar Wilde “İnfanta’nın Doğduğu Gün” adlı öyküsünde: “Ama belki de kuşlar ondan hoşlanıyordu. Onu ormanda rüzgara tutunup fırıl fırıl dönen yaprakların peşinde dans ederken, ya da yaşlı meşenin kavuğuna büzülüp cevizlerini sincaplarla paylaşırken çok görmüşlerdi. Çirkinliği göze batmıyordu. Hem geceleri portakal bahçesinde öterken, kimileyin ayın uzanıp sesini dinlediği bülbül de pek seyre değer bir şey değildi. Sonra cücenin onlara iyiliği de dokunmuştu” diye anlatır.

Hayat insanlara hep hediyeler sunar. Al der.

Bu san yarar, senin olgunlaşmana, erginleşmene yarar der.

İnsan bir takım dürtülerle yaşar.

Ve öyle ki bir takım fantezilerle tatmine çalışır.

İnsanın ikinci rahmi doğadır, hayattır. Bu rahim içinde beslenir, büyür. Bir takım şeyler görür, yapar, eder.

“Yaşam severlik en iyi biçimde üreticilik eğiliminde ortaya çıkar. Yaşamı tümüyle seven bir kişi yaşam süresince her alandaki gelişmeye ilgi duyar. Elindekileri öylece tutmaktansa onlarla bir şey kurup yaratmayı yeğler. Her şeye şaşırarak bakabilme gücü vardır onda; eski şeylerin getirdiği güvenlik duygusunun yerine yeni şeyler aramaktan hoşlanır. Kesinlik yerine yaşama serüvenini sever. Yaşama yaklaşımı mekanik değil, işlevseldir. Salt heyecan duymak yerine yaşamdan, yaşamın her türlü belirti ve görüntüsünden zevk alır.

Dedik ya, insanda bir takım dürtüler vardır.

Kimi zaman bu dürtüler, değişik form ve momentlerde seyredebilir.

Kimi insanlar şiir yazar, kimisi resim yapar, kimisi sanatın çeşitli dallarından biri ile uğraşır, kimisi ise bir takım felsefe ile.

İşte tam bu sırada farklı tatmin fantezilerinden resme bir bakalım. Sanat üstüne birçok kitap var. Estetik üstüne de öyle. Resmin, sanatın öyküsü ilginçtir. Ben kendim resim yaptım. Resim sergisi açtım. Birçok galeride resim sergileri gezdim. Farklı ekollerden, çok farklı, çok güzel resimler gördüm. Ressam arkadaşlarım, dostlarım oldu. Onlarla oturup sohbetler ettim. Resim hakkında yazılar yazdım. Fakat öyle ki iki ressam benim ilgimi çekti.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Mualla.

Bedri Rahmi’ye olan ilgi gün be gün daha da artmakta, bu arada peş peşe artan sergileri onu daha çok görünür kılmakta.

Bedri Rahmi’de beni en çok şaşırtan şeylerden biri çok yönlü olmasıdır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu dönemin çok elden çıkmışçasına anonim olduğu izlenimi uyandıran bir tarzın, “Anadolu Kübizmi”nin çok uzağında olmayan, ama ondan yine de farklı ve özgün bir tarzda resim yapar.

D Grubu sanatçılarındandır.

Heykeller üretir; ipek baskı ve taş baskılar yapar. Mozaik ve vitray çalışır. Hat sanatına ilgi duyar. Batı resminin plastik diliyle uzlaştırma yolunda hiçte başarısız sayılamayacak denemeler yapar. Dahası, önemli ölçüde unutulmuş bulunan yazmacılık sanatına yönelik bir ilgiyi canlandırır.

Coşkulu kişiliği, yazdığı şiirler de yansır.

Yazıları.

Fikret Mualla’nın bütün eserlerini sergilediği İstanbul Modern’de görme şansına sahip oldum.

Şimdi her iki sanatçıya ait kitaplarım var. Öyle ki zaman zaman kitapları alıp içlerinde yer alan resimlere bakıp rahatlıyorum.

Acaba neden öyle düşündüm.

Bir kez her iki ressamda da bir yaşama sevincinin cıvıl cıvıl öttüğünü görmemek biraz nankörlük olur.

Sadelik ve yalınlık bir temizliğe işaret eder. Bedri Rahmi’de görülen kimi kez arkaik-primitif, kimi kez naif yanlar bir çocuksu yanı ortaya çıkarır. Bu çocuksu yan benim içimdeki çocuğa tekabül ediyor. Hoplayan, zıplayan, bir kaba sığmayan, paten oynayan, uçurtma uçuran bir çocuğun sevincine, hayattan zevk almasına.

Güzel Anadolu’mu orada görmemek mümkün mü?

Kilim desenler, camiler, kahveler. İyi ki bu topraklar da yaşıyorum.

Ee…

Fikret Mualla’da neler bulabilirsiniz.

Ondan da bir saflık, temizlik, kahvelerde oturan insanlar. O kadar çocuksu bir biçimde renklendirilmiş ki. Sade renkler.

Zaman zaman bunlara bakmakla, bunları gözden geçirmekle kendimden geçiyorum. Bunlarla vakit geçiriyorum.

Ve mutlu oluyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.