YANLIŞA GİRME


Toplumsal davranışlarımızda bazı yanlışlarımız var. Çoğu kez bu yanlışlar uyarmamıza rağmen ısrarla yapılır. Birkaç örnek verelim:

Hasta ziyaretlerinde fazla ileri gitmek. Hastane veya ev ziyaretinde hastaya sarılmak, öpmek, ellerini tutmak yani hastaya yakın görünmek için her soytarılığı yapmak. Aslında, o anlar hastanın en zayıf anlarıdır. Vücudun en savunmasız dönemidir. Bu yakın olma davranışı ile o hastaya mikrop aşılarız ve o hasta savunmasız hali ile çoğu kez başka hastalıklara maruz kalır. Yani aslında hastaya iyilik değil kötülük yaparız.

Yine benzer bir davranışa cenazelerde rastlıyoruz. Bir yakınınızın ve tanıdığınızın yakını vefat ediyor. Cenazeyi defin aşamalarında tanış olduğunuz o cenaze yakınına başsağlığı dilerken sarılıp öpüşmenin ne anlamı var. Cenazeyi öğrendikten sonra o yakın  kişiye “başınız sağ olsun, Allah sabırlar versin ….” mahiyetinde teselli edeceğinize “geçmiş olsun” diyen şapşallara bile rastladım.  Üstelik, o ana kadar hiç sana sarılmamış, yanağını veya elini öpmemiş kişiler gelir sarılır, öperler. Bu cenazelerde sarılmak, öpmek hareketleri çok çok yanlıştır. İnsanların birbirine sarılıp öpmesi o insanların birbirine çok yakın olmaları ile orantılıdır. Bu “yakın” olma ölçüsü abartılarak “sarılıp öpme” hareketleri kötü bir davranış veya öyle gördüğü için gereksiz bir davranıştır. Eskiden diyeceğim benim köyümde cenazeye katılanlar defin olayından(gömmeden) sonra mezarın başındaki dini merasim bittikten sonra “başınız sağ olsun, Allah sabır versin” diyerek hep beraber mezarlıktan ayrılırlardı.

Olay yeni ve taze olduğu için bir yanlış davranışı da siyasetten vereceğim.

Seçimler sonrası kutlamalar ve seçilenleri tebrik etme olayı.

Genelde seçim sonuçlandığı zaman, kazanan taraf ve kazanan kişi veya kişiler çok farklı bir ruhsal gerilim içindedirler. Günlerce, aylarca seçim mücadelesi, seçim stresi, seçim ortamı o adayları epeyce heyecan ve gerginliğe iter. Seçimi kazandıktan sonrada o ruh hali coşkuya dönüşür, bu kez o kazanan kişiler kendilerinin bir başka havaya girdiklerinin farkına bile varmazlar. Çevresindekiler bu kez ona hitap şeklini bile değiştirirler.           “Başkanım, vekilim, muhtarım ….” Nereye seçilmişlerse hemen oranın yetki ve güçlerini ona yüklerler. O seçilenlerde o psikoz içinde, “Güç bende …” teorisi ile hemen her şeyi yapmaya kalkarlar. Önce bol keseden vaatler, sözler verirler, sonra başlarlar asıp kesmeye. Kendilerini öyle güçlü sanırlar da karşısına dağ çıksa onu bile toz ederler.

Bu ruhsal yapı günlerce, haftalarca devam eder. Ve bu süreç içinde çevresinde kendini bilmez, çıkarcı, insani değerlerin çoğunu yitirmiş “güruh” diyebileceğimiz bir topluluk oluşur. Bunlardan kurtulmak zordur, bunlar ayrık otu gibidir, kolayca bunlardan kurtulamazsınız. Hele kendinizi bir kaptırmışsanız artık iflah olmak çok zordur.

İşte bu ilk dönemi aşamayan seçilenler çok zor “başarılı” olurlar. Çünkü, çıkarı olmayan, sadece seçilenlerden “hizmet” bekleyen, iyi niyetli insanların yaklaşımları olmaz veya uzakta kalırlar.

Onun için yazımızın başlığını özenle seçtik. Çıkar ve çıkarcılar ile hizmet bekleyen ve hizmet isteyenleri ayırmak seçilenlerin işidir. Tercih seçilene aittir. Seçilen, geliş amacına uygun hareket etmek istiyorsa tercihi öyle kullanacaktır.

Seçimlerden sonraki birkaç ay bu tercih için önemli ve yeterli süredir. Bu süreyi hizmet anlayışı ile aşabilenler imkanları ne olursa olsun başarılı olurlar.

Zaten seçmende seçilenlere bu birkaç aylık süre içinde kanaatini gösterir. İyi yolda iseniz öyle gidersiniz.

Tabii, bu ortamı zorlayan ve de ortamı oluşturan diğer etkenlerinde varlığı olacaktır.

Asıl olan insan olduğuna göre hedefe varmak ve toplumu memnun etmek zor olmamalıdır.

Hoşça kalın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here