SATARIM – SATTIRMAM


12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra, Askeri yönetim uzun süre devletin başında kalmıştı.

1983 genel seçimleri öncesi siyasi partiler oluşmaya başladı. İhtilalciler, MDP diye başına Turgut Sunalp diye bir paşa getirdikleri parti oluşturdular. Milliyetçi Demokrasi Partisi idi bu. Sonra halk ona Asker partisi dedi.

Yine ihtilalcilerin kurdukları bir Halkçı parti oluştu. Başına da Necdet Calp diye birini getirdiler. Sözüm ona MDP sağ, HP sol parti idi.

İhtilalin başbakan yardımcılığını yapan Turgut Özal’da ABD destekli olarak Anap(Anavatan Partisi) olarak ortaya çıktı.

Seçimlerin propaganda günlerinde Özal ile Calp televizyonda –o zaman sadece TRT-1 vardı- açık oturuma çıkmışlardı. O oturumda satarım-sattırmam tartışması yaşanmıştı ve bu olay espri olarak yıllarca sürdü gitti.

Seçim öncesi ihtilalin başı Kenan Evren seçimi MDP’nin kazanması için televizyonda bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmayı duyan herkes ertesi günü gitti sandığa MDP’nin kazanmaması için Anap’a oy verdi. Özal, büyük bir fark ile seçimi kazandı. Adalet Partisi yerine kurulan Doğruyol Partisi zaten seçimi kazanır diye seçime sokulmamıştı.

Şu son günlerde Türkiye gündemine Kanal İstanbul’u oturttular. Neymiş Kanal İstanbul? İstanbul Boğazı’na benzer Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayacak. İstanbul’un batı tarafından açılacak bir kanal. Bu kanaldan gemiler geçecek. Şimdiki İstanbul Boğazı’nın deniz trafiği hafifleyecek.

Siyasiler bu işin maliyetini hesaplamadan veya hesaplayamadan tartışma yapım meselelerine takıldı. İktidarın başı bu kanalı “yaparım” diyor, muhalefetin başı da “yaptırmam” diyor. Şimdi en önemli meselemiz bu.

Tabii bu iş, yani İstanbul Kanalı meselesi maliyeti çok çok büyük bir iş. Bu işin aciliyeti var mı, maliyeti nedir, Türkiye bu işin altından kalkabilir mi, işin finans, ihtiyaç tarafları hiç konuşulmuyor.

Bu gidişle de hiç konuşulmayacak. Neden? Türkiye yıllardan beri hiçbir meselesini konuşmuyor, araştırmıyor, değerlendirmiyor. Türkiye’yi bir kişi yönetiyor. Zaten Devletin sistemi de öyle oldu. Başkanlık seçimini kazanan, Türkiye’de ne isterse yapar. Ve ne yapması gerektiğini de kimseye sormak, fikir almak zorunda değildir.

Hani meşhur bir Deli Dumrul hikayesi vardır. Deli Dumrul köprünün başına durmuş: Köprüden geçenden bir akçe, geçmeyenden iki akçe alırmış.

Mesele yapıp yapmamak değil, geçip geçmemek meselesi.

Hoşça kalın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here