Bazı hikâyeler vardır; yazıya döküldüğünde sadece anlatılmaz, okurun içine doğru yürür. Mafia III tam olarak böyle bir hikâye. Bu yazı bir oyunu övmek ya da yermek için değil; bir dönemi, bir şehri ve bastırılmış bir hafızayı hatırlatmak için kaleme alındı. New Bordeaux’nun sokaklarında dolaşırken aslında yalnızca Lincoln Clay’in değil, 1960’lar Amerika’sının suskun vicdanının izini sürüyoruz. Şimdi gelin, kanla yazılmış bu şehrin hikâyesine birlikte bakalım.
1968… Amerika için yalnızca bir tarih değildir. Martin Luther King’in suikastı, Vietnam Savaşı’nın gölgesi, sokaklara taşan öfke ve evlerin içine sinmiş korku… Mafia III işte bu atmosferi arka plan olarak kullanmaz; doğrudan sahnenin merkezine koyar.
New Bordeaux, New Orleans’tan ilham alan ama onun romantik yüzünü özellikle reddeden bir şehirdir. Burada caz, eğlence için değil; hayatta kalmak için çalınır. Bataklıkların içinden yükselen nem, geceleri daha da ağırlaşan hava ve polis sirenleriyle bölünen sessizlik, şehrin gerçek müziğidir.
Bu şehirde mahalleler yalnızca sokak tabelalarıyla ayrılmaz. Ten rengiyle, sınıfla, korkuyla ve sessiz anlaşmalarla ayrılır. Oyuncu olarak haritayı açtıkça bir şeyi fark edersiniz: Harita büyür ama umut genişlemez. Çünkü New Bordeaux’da düzen, adaletten değil; şiddetten ve suskunluktan beslenir.
Video oyunları bize yıllarca “seçilmiş” kahramanlar sundu. Parlak zırhlar, büyük idealler, net doğruyanlış çizgileri… Mafia III ise bize Lincoln Clay’i verir. O bir kurtarıcı değildir. O, sistemin yarattığı bir sonuçtur.
Vietnam’dan dönen Lincoln, savaşın bittiğini sanır. Ama asıl savaş şimdi başlıyordur. Ona “aile” olan insanlar tarafından ihanete uğradığında, hikâye klasik bir intikam anlatısı olmaktan çıkar. Bu noktadan sonra Mafia III, şu soruyu sormaya başlar: Bir insan, elinden her şey alındığında geriye ne kalır?
Lincoln az konuşur. Uzun nutuklar atmaz. Ama sessizliği, birçok oyunun diyaloglarından daha gürültülüdür. Onun öfkesi patlamaz; birikir. Ve bu birikim, oyuncuya da yük olur. Mafia III, sizi güçlü hissettirmekten çok, yorgun hissettiren nadir oyunlardan biridir.
Mafia III en çok oynanış yapısıyla eleştirildi. Aynı tür görevler, benzer çatışmalar, uzun sürüşler… Evet, bunların hepsi doğru. Ama asıl soru şudur: Bu tekrar gerçekten bir tasarım hatası mı, yoksa bilinçli bir anlatı tercihi mi?
Lincoln’ün intikamı tek bir kurşunla bitmez. Bölge bölge, sokak sokak, gece gece ilerler. Oyuncu da Lincoln gibi yorulur. Aynı depolara baskın yapar, aynı yüzleri farklı gecelerde görür, aynı silah seslerini tekrar tekrar duyar.
Ve işte tam bu noktada oyun size fark ettirmeden şunu yapar: Sizi Lincoln’le aynı ruh hâline sokar. İntikamın romantik olmadığını, aksine yıpratıcı ve boşaltıcı olduğunu hissettirir. Ele geçirilen her bölgeyle birlikte kazanılan şey yalnızca para ya da güç değildir; aynı zamanda kaybolan bir parçadır.
Mafia III’ün belki de en kusursuz tarafı müzik seçimleridir. Jimi Hendrix, Sam Cooke, Creedence Clearwater Revival… Bu parçalar yalnızca dönemi süslemek için orada değildir. Her şarkı, o sahnenin duygusal yükünü taşır.
Gece vakti arabayla New Bordeaux sokaklarında ilerlerken radyoda çalan bir blues parçası, size şunu hatırlatır: Bu hikâye sadece Lincoln’ün hikâyesi değildir. Bu, sesi bastırılmış, görmezden gelinmiş herkesin hikâyesidir.
Müzik sustuğunda ise şehir konuşur. Sirenler, tren düdükleri, uzaktan gelen silah sesleri… New Bordeaux’da sessizlik bile bağırır.
Mafia III, serinin önceki oyunlarından bilinçli olarak uzaklaşır. Tommy Angelo’nun nostaljik suç masalını, Vito Scaletta’nın dramatik yükselişdüşüş hikâyesini bir kenara bırakır ve şunu söyler: “Artık romantizm yok.”
Bu tercih, oyunu ikiye böldü. Bazıları için bu, serinin ruhuna ihanetti. Bazıları içinse Mafia III, serinin en cesur ve en politik oyunu oldu. Çünkü bu oyun, oyuncuyu memnun etmeye değil; rahatsız etmeye taliptir.
Mafia III kusursuz bir oyun değildir. Teknik sorunları vardır. Yapay zekâ zaman zaman dağılır. Açık dünya bazen boş hissedilir. Ama bazı eserler vardır ki kusurlarıyla birlikte anlam kazanır.
Bu oyun, “güç” kavramını yüceltmez. Aksine, gücün yalnızlaştırıcı ve çürütücü tarafını gösterir. Lincoln Clay yükseldikçe çevresi boşalır. New Bordeaux sessizleşir ama huzur gelmez.
Mafia III, oynanıp rafa kaldırılan bir yapım değildir. O, kapatıldıktan sonra bile insanın zihninde kalan bir anlatıdır. Size şunu sorar: Adalet nedir? İntikam ne zaman anlamsızlaşır? Ve bir şehir, ne zaman geri dönülmez şekilde kirlenir?
İznik Gazetesi okurları için açıkça söylemek gerekir ki; Mafia III, herkese hitap eden bir oyun değildir. Ama tam da bu yüzden değerlidir. Çünkü bazı hikâyeler rahatlatmak için değil, uyandırmak için anlatılır.
Ve New Bordeaux… O şehir hâlâ oradadır. Haritada değil belki ama bellekte. Sokakları hâlâ kan kokar. Caz hâlâ hüzünlüdür. Çünkü bazı şehirler unutulmaz.
Bazı hesaplar ise asla kapanmaz.
Mafia III, kusurlarıyla birlikte ayakta duran nadir anlatılardan biridir. Rahatlatmaz, kaçış sunmaz; aksine rahatsız eder ve düşündürür. New Bordeaux’nun karanlık sokakları bize şunu fısıldar: Bazı dönemler geçmez, sadece şekil değiştirir. Bazı hesaplar kapanmaz, sadece sessizliğe gömülür. Bu yüzden Mafia III bir oyun olmaktan öte, geçmişle yüzleşmeye davet eden dijital bir tanıktır.
