FATİH\İSTANBUL’DA ŞAŞIRTICI BİR BİLGE

Her insan eğitimi, çevresi ve zekası aynı olacak diye bir şey yok. Böyle bir şeyi ileri sürmek bile abesle iştigal olur.

Siz bana tabiatta bir birini  aynısı olan şeyi gösteremezsiniz.

Öyle ki diyelim ki insanlar, insanlarda ki parmak izleri ile bile aynı değil.

Bakıyorsunuz hava soğuk, tir tir titriyorsunuz ve o arada kar yağıyor. Bakarsanız kar tanelerini bir birinin aynısı sanırsınız.

İyiden iyiye irdelerseniz, kar tanelerinin yer alan kristallerinin aynı olmadığını ve hepsinin büyük bir güzellikle dizayn edildiğini görür, büyüklenmekten kendinizi alamazsınız.

Ağaç yaprakları da öyle. Aynı ağacın içinde bir birinin aynı iki yaprak gösterin desem, yorulmaktan bitap düşer yere yığılırsınız.

İstanbul’dayım. Oğlumda kalıyorum.

Oğlum bir ara eve geldi “Baba yarın sabah Fatih’te sabah kahvaltısına gidiyoruz. Orada Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün geldiği ve bir takım entelektüellerin yer aldığı ve sohbet ettiği bir yer var oraya uğrayacağız. Bir de tıraş olalım.” Dedi ve gitti. Ne ki ertesi gün biraz geç geldi işi saatli, bir işi çıkmıştır, dedim.

“Hadi baba, dedi Fatih’e gidiyoruz.”

Oraları iyi bildiğim yerler. Gençlik yıllarımda gezip dolaştığım yerler. Yolda sohbet ederek gidiyoruz.

“Fatih Camii bir ara yıkılıyor, ondan sonra yeniden yapılıyor. Fatih Sultan Mehmet’in Türbesi restore edildi falan, diye.”

Fatih’ten dosdoğru giderseniz Şehzade Paşa’ya, belediye önünden veznecilere gidersiniz. Bu noktaya neden değindim. Veznecilerde içeride bir yerde Kitapçılar Sarayı var. Benim işim gücüm kitap. Orası yeni yapıldı. Sözünü ettiğim yer eskiden Beyaz Saray’daydı. Beyaz Saray Beyazıt’ta idi. O koca bina Mesut Yılmazlarındı. İstanbul’a gittim mi, doğru oraya giderdim.

Fatihe geldik. Oğlu sözünü ettiği kuaförün yerini tam olarak  öğrenmek için bir arkadaşını aradı.

Kuaförü bulduk. Selamün aleyküm deyip girdik. Biz hemen oturduk. O ara bir kimse geldi. Kuaför “izin verirseniz arkadaşı alayım, dedi. Hay hay dedik”.

Kuaför Hüseyin abi bir yandan tıraş ediyor, bir yandan sohbet ediyor. Dikkatle dinliyorum.

Öte yandan da bütün dükkan kitap dolu, onları gözden geçirmeye çalışıyorum. Hatta öyle ki dikkatimi çeken kitaplar da oldu. Bir siyer ve birkaç kitap daha. Ve bir ara takıldım “Hüseyin abi, diyelim ki bir kimse geldi, tıraş olmak üzere. Ve o arada bir iki kitap çok hoşuna gitti, ne yaparsın” diye.

Verdiği yanıt ilginçti “Eğer adam okumayacak biri gibi gözüküyorsa, kitabın değerinin iki mislini bırak, al diyorum. Yok adam gerçekten kitap sevdalısı ise al senin olsun diyoruz” dedi.

Ben tıraş olduktan ,  uzun bir süre sohbet ettikten sonra bir iki kitabı bana hediye etti.

Hüseyin abi bir yandan tıraş ediyor ve bir yandan da sohbet ediyordu.

Belli ki bir hayli birikimi vardı. Dikkatle dinliyordum. Hüseyin abinin konuşmaları sırasında iki şey büyük ölçüde dikkatimi çekti. Bu pek az insanda rastlanan, gözlemlenen bir  şeydi. Bunlardan biri sohbet sırasında Kur’an-ı Kerim’den bir takım ayetler söylüyor, ne ki bu sözünü ettiği ayeti her hangi bir düşünür ile ilişkilendiriyordu.

Diyelim ki bir ayet söylüyor ve onu İbn Haldun ile ilişkilendiriyordu. Yine diyelim ki bir başka ayet söylüyor ve bunu Marks’la ilişkilendiriyor ve yorumunu öyle yapıyordu. Bu beni çok şaşırttı olağan üstü bir hafıza ve çok geniş, sindirilmiş bir bilgi ve bunun sonucunda harmanlanmış bir tespit. Bu çok az insanda rastlanan bir özelliktir.

Bir çok entelektüel olarak bildiğimiz kimsede bile zor görebileceğimiz bir özellik.

Daha sonra oğlum oturdu tıraşa.

Hüseyin abi gene sohbete devam ediyordu.

Sohbet sırasında tespit edebildiğim ikinci bir yan, bunları kendisini de aktardım. Diyelim ki sohbet sırasında bir ayet okudu. O okuduğu ayeti Kur’an-ı Kerim’in bir başka suresinde yer alan bir başka ayetle ilişkisini kuruyor ve sözünü ettiği ayeti açıyordu.

Bu büyük maharet ve zeka isteyen bir tavırdır.

Gerçekten öyle Kur’an-ı Kerim’de yer alan bir ayet tarafından açılır ve anlaşılması daha kolay olur. Daha sağlıklı bir biçimde düşünebilir, sıkıntı içine düşersin.

Öyle çok kimse tanıdım ben.

Bir kimse bir ayete takılıp kalıyor, onun hikmeti tefsirini, sebebini nüzulünü bilmeden dolap beygiri gibi onun etrafında dönüp duruyor. Bu onun hayatını cehenneme çevirmeye yeter.

Hüseyin abi gibi insanların sayısı az da olsa, bir bilge insanla birlikte olmaktan büyük haz aldığımı söylemeliyim.

Tabii ki herkesin böyle bilge olmasını hayal bile etmek zor.

Allah (c.c) ilmini arttırsın.

Biz orada akşamı yaptık. Oğlumu saatli bir işi vardı.

Bugün bir çok izleyebildiğim ilahiyatçı var. Bunlardan biri de Prof. Dr. Mustafa Öztürk bu günlerde en çok öne çıkan ilahiyatçılardan biri. Onunla bir arada olmaktan, sohbet etmek zevkinden yoksun kaldık. Ne yapalım.

Eğer sağ kalırsak, nasipse bu da olur inşallah.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.