NEON IŞIKLARI ALTINDA KAYBOLAN BİR NESİL: GTA: TBOGT UNUTULUR MU?

0

NEON IŞIKLARI ALTINDA KAYBOLAN BİR NESİL: GTA: TBOGT UNUTULUR MU?

2009 yılının sonlarına doğru karşımıza çıkan Grand Theft Auto: The Ballad of Gay Tony (TBoGT), tam da ikinci gruba giren bir yapımdı. O dönem GTA IV’ün karanlık, depresif atmosferinden çıkıp, ışıklar altında, müziğin ritmiyle ve çatışmaların tam ortasında bambaşka bir dünyaya adım atmıştık.
TBoGT; yalnızca bir genişleme paketi değil, Rockstar’ın oyuncuya bir tebessümle sunduğu neonlarla parlayan, dramla sarsan ve aksiyonla hayran bırakan bir yaşam deneyimiydi. Ve aradan geçen 15 yıla rağmen hâlâ kalbimizde bir yerde kulüp ışıkları yanıp sönmeye devam ediyor.
The Ballad of Gay Tony’nin merkezinde, Dominik kökenli genç bir adam olan Luis Fernando Lopez yer alır. Luis, bir zamanlar sokakların acımasız gerçekliğiyle yoğrulmuş, şimdi ise Liberty City gece hayatının efsane ismi Tony Prince için çalışmaktadır. Tony, şehirdeki iki büyük kulübün sahibi: Maisonette 9 ve Hercules. Ancak işler sanıldığı kadar parlak değildir.
Borçlar kapıya dayanmıştır. Mafyalar, zorbalıkla kulüpleri ele geçirmek istemektedir. Tony depresyonun kıyısında, alkol ve uyuşturucuyla savaşmaktadır. Ve bütün bu yükü sırtlanan tek kişi vardır: Luis.
Luis, hem patronunun hayatını kurtarmak, hem kulüpleri ayakta tutmak hem de kendi geçmişiyle barışmak zorundadır.
Ancak hikâye sadece Tony ve Luis etrafında dönmez. GTA IV’ün evreniyle örülmüş bu anlatı, Niko Bellic ve Johnny Klebitz gibi karakterlerle de yolları kesiştirerek, Liberty City’nin adeta “gerçek bir şehir” gibi hissettirilmesini sağlar. TBoGT’de tanık olduğumuz bazı olaylar, ana oyunda başka karakterlerin gözünden gördüğümüz sahnelerle kesişir. Bu da bize bir GTA oyununda nadir rastladığımız çok katmanlı anlatımı sunar.
TBoGT, yalnızca hikâyesiyle değil, oynanış dinamikleriyle de devrimsel bir etkide bulundu. GTA IV evreninde yer almasına rağmen, ona bambaşka bir ruh getirdi.
Oyuncuya gökyüzü özgürlüğünü tattıran ilk GTA oyunu buydu. Uçaktan atlayarak paraşütle çatılara inmek, görevleri sinematik bir şekilde tamamlamak mümkündü.
Silahlı mini helikopter Buzzard ile Liberty City’nin üstünde düşmanlara mermi yağdırmak… GTA tarihinde o güne kadar görülmemiş sahnelerdi bunlar.
Explosive Shotgun, Sticky Bombs, Advanced MG, Gold SMG gibi yeni silahlarla çatışmalar adeta Michael Bay filmlerini andırır hale geldi.
Özellikle yüksek binaların çatılarında patlayan bombalar ve çöküş sahneleri, oyunun tempo dozunu zirveye taşıdı.
Altın kaplama arabalar, zırhlı savaş araçları, gece kulübü limuzinleri…
Gösteriş bu oyunun ruhuydu. Liberty City artık sadece kasvetli sokaklardan ibaret değildi; artık ihtişam da vardı.
Oyuncular artık görevlerdeki performanslarına göre bronz, gümüş ve altın madalyalar kazanabiliyordu.
Böylece görevleri tekrar oynama motivasyonu da artıyor, rekabet duygusu tetikleniyordu.
Bir GTA oyununda ilk kez, gerçek bir gece kulübü atmosferi hissettik.
Kulübe giriş, DJ kabininden yükselen house beat’leri, pistte dans eden kalabalıklar, VIP odasında geçen diyaloglar… TBoGT, oyuncuyu sadece görevlerle değil, hayatın içinden detaylarla yakaladı. Luis’in bu gece hayatında kendini yabancı hissetmesi, ailesiyle yaşadığı zıtlıklar, geçmişindeki karanlık arkadaşlıklar… Her detay, karakteri ete kemiğe büründürdü.
Ve o kulüpler…
Maisonette 9’da DJ’in arkasında dans ederken, kamera yavaşça döner, müzik yükselir ve bir anda ekran başında gerçek bir kulüpteymiş gibi hissedersin. Ama aslında yalnızsındır. Tıpkı Tony gibi. Tıpkı Luis gibi. Ve belki de tıpkı o dönem oyunu oynayan bizler gibi.
Oyunun unutulmaz karakterlerinden biri olan Yusuf Amir, ultra zengin, aşırı şımarık ama bir o kadar eğlenceli bir figürdü. Onun görevleri, oyunun absürt mizah damarını oluşturuyordu. “Altın kaplama her şey” hayaliyle yaşayan Yusuf, Liberty City’deki çılgınlığın simgesiydi.
Rocco Pelosi, Tony’nin başına bela olan mafya tiplemesi, Luis’in sabrını zorlayan sinir bozucu düşmanlardan biri olurken;
Brucie ve Mori Kibbutz kardeşler, GTA IV’ten tanıdık gelen, steroid manyağı karakterleriyle maceraya renk kattılar.
Radyo istasyonlarındaki house, disco ve electro parçalar, özellikle gece kulübü atmosferinde oyuncuyu adeta transa geçiriyordu.
DJ’lerin esprileri, radyolardaki reklamlar ve kulüp sahnelerinde çalan özgün şarkılar, oyunu sadece oynamanızı değil, yaşamanızı sağlıyordu.
Bugün bile bir GTA hayranı olarak “Maisonette 9 Theme” çalsa, gözlerim dolabilir.
TBoGT, bir oyun olmanın ötesine geçti.
Biz o yıllarda ne yaşıyorsak, bu oyunun ritmiyle birlikte yaşadık. Lise dönüşü ders çalışmadan önce biraz Luis’le Liberty City’de gezmek, Yusuf’un görevinde gökdelenlerin üzerinden helikopterle süzülmek, Tony’nin bunalımlarına tanıklık etmek… Bunların hepsi sadece bir eğlence değildi. Bir dönemin ruhuydu.
Ve ne zaman o menü ekranı açılsa, içimizi bir hüzün kaplar. Çünkü o ekran, bir daha geri gelmeyecek olan bir dönemin kapısını aralar.
The Ballad of Gay Tony, GTA evreninde “ışık” dendiğinde akla gelen ilk isimdir.
Bir şehirde hem eğlencenin zirvesini hem de yalnızlığın dip noktalarını yaşatan bu oyun, GTA tarihinin en değerli parçalarından biridir. Ve bugün, onca yıl sonra bile hâlâ konuşuluyorsa… O bir baş yapıttır.

“Işıklar sönse de, The Ballad of Gay Tony bizde hep yanar.”

Leave A Reply

Your email address will not be published.