İÇTEN VE CESUR: SEZEN ONCEL’LE ÖZEL RÖPORTAJ

0

Müziğin dijital çağda aldığı yeni biçim, bağımsız sanatçıların kendilerini çok daha özgürce ifade etmesine olanak tanıyor. İşte tam da bu noktada karşımıza çıkan isimlerden biri de Sezen Oncel. Henüz büyük kitleler tarafından tanınmasa da, kendine has tarzı ve içten sözleriyle dijital platformlarda adından söz ettiriyor.
İznik Gazetesi olarak, müzik dünyasında yeni bir soluk getiren ve her şarkısında duygularını, cesaretini ve hikayesini dinleyiciye aktaran Sezen Oncel ile bir araya geldik. Bu röportajda, sanatçının müzik yolculuğunu, yaratım sürecini, karşılaştığı zorlukları ve en son çıkardığı “Derdi Ne?” adlı şarkısının perde arkasını keşfedeceğiz. Okuyucularımıza, bir sanatçının sahneye adım attığı ilk andan günümüze kadar olan içten ve samimi hikâyesini aktarmak istiyoruz.

Müzik dünyasına adım atarken seni en çok yıldıran, bırakmanı düşündüren an veya kişiler neydi, ve o anlarda içinden ne geçti?

Müzik dünyasına adım attığım ilk yıllarda en zorlayıcı şey aslında dışarıdan gelen seslerdi. “Olmaz”, “zor”, “bu sektörde tutunmak kolay değil” gibi cümleleri çok duydum. Bazen insanların iyi niyetle söylediği uyarılar bile insanın içindeki heyecanı gölgeleyebiliyor.
Elbette zaman zaman “Acaba bırakmalı mıyım?” diye düşündüğüm anlar oldu. Özellikle emek verdiğiniz bir şey hemen karşılık bulmadığında insan kendini sorguluyor. Ama o anlarda içimden geçen tek şey şu oluyordu: “Ben müzik yapmadan gerçekten mutlu olabilir miyim?”
Cevap her zaman hayırdı. O yüzden bırakmak yerine biraz daha derine gitmeye karar verdim. Yazmaya, üretmeye ve kendi sesimi bulmaya devam ettim. Bugün geriye baktığımda o zor anların aslında beni daha dirençli ve daha özgün bir sanatçı yaptığını düşünüyorum.

Müzik serüvenine küçük yaşta mı başladın yoksa yetişkinlikte mi bu tutkuyu keşfettin?

Aslında müzik benim hayatımda çok küçük yaşlardan beri vardı. Çocukken bana “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorduklarında hiç düşünmeden “şarkıcı olacağım” derdim. Sonra da klasik soru gelirdi: “O zaman bize bir şarkı söyle.” Aile ortamlarında, okulda ya da arkadaşlarımın yanında sık sık şarkı söylemem istenirdi ve ben de büyük bir keyifle söylerdim.
Bu süreçte en büyük destekçilerimden biri ablam oldu. Kendisi aranjör ve sesimi her zaman çok beğenirdi. Müzikle daha ciddi bir bağ kurmamda ve müzik camiasına yavaş yavaş adım atmamda onun teşviki çok önemliydi.
Üniversite yıllarında sahnelere çıkmaya başladım. O dönem benim için çok özel bir deneyimdi çünkü hem gerçekten sevdiğim şeyi yapıyordum hem de bundan para kazanıyor olmak bana tuhaf ama çok güzel bir mutluluk veriyordu. O sahneler, müziğin hayatımda sadece bir hayal değil, gerçek bir yol olabileceğini ilk kez hissettiğim yerlerdi.

Seni müzik yapmaya iten en büyük motivasyon neydi? Aile, çevre, yoksa kendi iç sesin mi?

Açıkçası müzik yapmak için hiçbir zaman özel bir motivasyona ihtiyaç duymadım. Çünkü şarkı söylemek benim için bir hedef ya da kariyer planından çok daha fazlasıydı. Bu, her zaman ruhsal bir ihtiyaç gibiydi.
Bazı insanlar duygularını konuşarak ifade eder, bazıları yazarak… Benim için en doğal ifade biçimi her zaman müzik oldu. İçimde biriken duygular, düşünceler ya da yaşadığım anlar çoğu zaman bir melodiye ya da bir şarkıya dönüşüyor.
Bu yüzden müzik benim için dışarıdan gelen bir motivasyonla yapılan bir şey değil; daha çok içten gelen, var olan bir akış gibi. Şarkı söylemek ya da üretmek, kendimle en dürüst şekilde buluştuğum yer diyebilirim.

İlk şarkını bestelediğinde ne hissettin? Bugün hâlâ o şarkıya bakınca aynı duyguları yaşıyor musun?

İlk bestem, Furkan Karadeniz’le birlikte yaptığımız “Highly Infected” adlı çalışmaydı. Bir şarkının fikir aşamasından çıkıp gerçekten var olan bir parçaya dönüşmesi benim için çok özel bir deneyimdi. O an, içimdeki bir duygunun somut bir şeye dönüşebildiğini görmek oldukça heyecan vericiydi.
İlk kez kendi ürettiğim bir şarkıyı dinlediğimde hem şaşkınlık hem de büyük bir mutluluk hissetmiştim. Çünkü artık sadece şarkı söyleyen biri değil, aynı zamanda müzik üreten birinin de yoluna girmiştim.
Bugün hâlâ o şarkıya dönüp baktığımda benzer duyguları hissediyorum. Çünkü o parça benim için sadece bir şarkı değil, aynı zamanda üretim yolculuğumun ilk gerçek adımlarından biri.

Dijital platformlarda bağımsız bir sanatçı olarak yol almak senin için ne kadar kolay veya zor oldu?

Dijital platformlarda bağımsız bir sanatçı olarak yol almak hem çok özgürleştirici hem de oldukça zorlu bir süreç. Eskiden müzik üretmek ve dinleyiciye ulaşmak için büyük yapılar gerekiyordu. Bugün ise dijital platformlar sayesinde kendi müziğinizi doğrudan insanlara ulaştırabiliyorsunuz. Bu anlamda bağımsız olmak bana büyük bir özgürlük sağlıyor.
Ama bunun diğer tarafında ciddi bir sorumluluk da var. Sadece müziği üretmek yetmiyor; aynı zamanda dağıtım, tanıtım, sosyal medya ve strateji gibi birçok alanla da birebir ilgilenmeniz gerekiyor. Klip çekimi gibi yaratıcı süreçlerin içinde de aktif olarak yer alıyorsunuz. Yani aslında hem sanatçı hem de kendi projenizin yöneticisi oluyorsunuz.
Bu noktada kendimi şanslı hissettiğim bir taraf da var. Ablamın aranjör olması müzik üretim sürecinde benim için çok değerli bir destek oldu. Aynı zamanda çevremde birçok müzisyenin olması da bu yolculukta beni hem motive etti hem de besledi.
Ben bu sürece biraz bir öğrenme yolculuğu gibi bakıyorum. Her yeni proje bana hem müzikal hem de profesyonel olarak yeni şeyler öğretiyor. Bağımsız bir sanatçı olarak ilerlemek bazen zorlayıcı olsa da kendi yolumu kendi sesimle kuruyor olmak benim için çok değerli.

Şarkılarında aşkı, yalnızlığı ve öfkeyi sıkça görüyoruz; hiç “gerçekten susup hiçbir şey söylemeyeyim” dediğin oldu mu?

Doğru kişiye doğru soruyu sordunuz diyebilirim. Çünkü şarkılarımda yer alan aşk, yalnızlık ve öfke gibi duygular aslında karakterimin de önemli parçaları.
Hayat beni zaman zaman susmayı öğrenmek zorunda kaldığım oldukça zorlayıcı deneyimlerden geçirdi. Bazı duygular vardır ki hemen dile gelmez; insan onları içinde taşır, bekletir ve zamanla başka bir forma dönüştürür.
Benim için müzik çoğu zaman o suskunlukların sesi oldu. İçimde kalan, söyleyemediğim ya da zamanı gelmeden anlatmak istemediğim birçok şey şarkılara dönüştü.

Hatta hayatımda yıllarca sessiz kaldığım bir hikâye vardı; yaklaşık yirmi yıl sonra ortaya çıkan bir sır… Açığa çıktığında birçok insanı şaşırtan, oldukça güçlü bir hikâyeydi. Belki de bu yüzden şarkılarımda duygular hep bu kadar yoğun ve gerçek.

Şarkı yaparken en çok hangi konuda kendine yalan söylüyorsun: Duygularını gizlemek mi, yoksa şarkının popüler olması için bazı şeyleri değiştirmek mi?

Şarkı yaparken kendime yalan söylediğimi düşünmüyorum. Çünkü müzik benim için en dürüst ifade alanlarından biri. Eğer bir duyguyu gerçekten hissetmiyorsam onu şarkıya dönüştürmem de mümkün olmuyor.
Popüler olmak için duyguları değiştirmek ya da gizlemek bana çok yakın bir yaklaşım değil. Elbette bir şarkının düzeni, sound’u ya da anlatım biçimi zaman zaman dinleyiciyle daha güçlü bir bağ kurmak için şekillenebilir. Ama özünde o duygunun gerçek olması benim için çok önemli.
Benim için şarkı yazmak biraz iç dünyamla yüzleşmek gibi. Bazen bu yüzleşme kolay olmuyor ama sanırım dinleyiciyle kurulan bağın gücü de buradan geliyor. İnsanlar bir şarkıda gerçek bir duygu olduğunu hissettiklerinde, o şarkı zaten kendi yolunu buluyor.

“Derdi Ne?” şarkısının sözlerinde kendi yaşadığın bir kırılma veya travmayı mı anlattın, yoksa tamamen kurgusal mı?

Bazen insan kalbine söz geçiremiyor; aklı başka bir şey söylerken kalp bambaşka bir yerde kalabiliyor. Şarkı biraz da o içsel çatışmadan doğdu diyebilirim. Kendime “Neden böyle hissediyorum?” diye sorduğum bir dönemin duygularını taşıyor. Aslında başlık da biraz buradan geliyor: insan bazen kendi kalbine bile “derdin ne?” diye sormak istiyor.Bu yüzden şarkı benim için sadece bir hikâye değil, aynı zamanda bir iç hesaplaşmanın da ifadesi.

“Derdi Ne?”nin melodisi ve sözleri hangi noktada tamamlandı? İlk taslakla son hâli arasında büyük bir fark var mıydı?

“Derdi Ne?”nin sözleri benim için en başından beri oldukça netti. Genelde şarkı yazarken önce hikâye oluşur. Hikâye netleştiğinde sözler de doğal bir şekilde gelmeye başlar. Bu yüzden ilk taslakla son hâli arasında sözlerin özü çok değişmez; ancak şarkının ritmine, tartımına ve duyumuna uyum sağlaması için bazı kelimeler zaman içinde değişebilir.
Melodi tarafı ise benim için daha hareketli bir süreç. Sözlerin doğru tonlama ve vurgu ile söylenebilmesi çok önemli olduğu için melodiyi çoğu zaman son ana kadar değiştirebiliyorum. Çünkü bir söz doğru yerden söylenmezse şarkının içinde kaybolabilir ve dinleyiciye tam olarak geçmeyebilir.
Bu yüzden benim için şarkı yazım süreci biraz denge kurmak gibi: Hikâye ve sözler baştan net olur, ama melodi o sözlerin en doğru şekilde duyulabilmesi için son ana kadar şekillenmeye devam eder.

Şarkılarını yaparken “bu insanlar beni anlar mı?” diye düşündüğün oldu mu?

Tabii ki oldu. Birçok sanatçı gibi ben de zaman zaman kendi kendimi sabote ettiğim süreçlerden geçtim. Hatta bu yüzden bazı eserlerimi sildiğim, yırttığım ya da tamamen vazgeçtiğim zamanlar bile oldu.
Ama zamanla şunu fark ettim: Eğer yaşadığım duygular gerçekten bir esere dönüşüyorsa, o duyguyu dünyada hisseden başka insanlar da mutlaka vardır. Bir şarkı dinleyiciye ulaştığında ve biri o sözlerde kendini bulduğunu hissediyorsa, aslında aramızda görünmeyen bir bağ kuruluyor. Dinleyici o anda şunu diyebiliyor: “Ben de tam olarak bunu hissediyorum.” Ve bazen bir insanın duygusunun anlaşılması, o duyguyu yaşarken kendini daha az yalnız hissetmesine yardımcı oluyor. Sanırım müziğin en güçlü tarafı da tam olarak bu.

Dijital platformlar seni özgürleştiriyor mu yoksa rekabet ve algoritmalar yüzünden baskı mı oluşturuyor?

Açıkçası algoritmalar ya da rekabet gibi konulara çok fazla takılan biri değilim. Eğer bu dünyaya belli yeteneklerle geldiysem, onları en doğru şekilde ortaya koymam gerektiğine inanıyorum. Beni hayata demirleyen şey de aslında bu düşünce.
Tabii ki dijital platformların özgürleştirici bir tarafı var. Çünkü artık daha bireysel bir dönemde yaşıyoruz. İnsanların kendi sesini, kendi üretimini ve kendi cevherini ortaya koyabileceği bir çağdayız.
Ben de bu sürece böyle bakıyorum. Dijital platformlar aslında sanatçıya kendi yolunu kurma imkânı veriyor. Eğer anlatacak gerçek bir hikâyeniz ve paylaşacak bir duygunuz varsa, o yol bir şekilde dinleyiciye ulaşıyor.

Sence müzik sektöründe insanlar sanatçıları değil, hikâyelerini tüketiyor; bu senin için sorun mu?

Bence insanlar bazen gerçekten sanatçının müziğini dinler, bazen de hikâyesini merak eder. Bu aslında insan doğasının bir parçası. Çünkü bir şarkıyı dinlerken o şarkının arkasındaki insanı ve duyguyu anlamak istemek oldukça doğal.
Ben bunu bir sorun olarak görmüyorum. Çünkü hikâyeler de müziğin bir parçası. Bir şarkı çoğu zaman bir duygudan, bir deneyimden ya da bir kırılmadan doğuyor. Dinleyici o hikâyeyi merak ettiğinde aslında şarkının ruhuna yaklaşmaya çalışıyor.
Ama benim için en önemli şey yine de müziğin kendisi. Hikâyeler değişebilir, zamanla unutulabilir; fakat bir şarkı gerçekten güçlü bir duygu taşıyorsa, o şarkı kendi başına da yaşamaya devam eder.

Popüler müzik ve bağımsız müzik dünyası arasında kalmış olmanın seni yorduğu anlar oldu mu?

Aslında bu soruyu biraz ilk soruya benzetiyorum. Çünkü müzik yaparken kendimi “popüler müzik” ya da “bağımsız müzik” gibi iki ayrı dünyanın arasında konumlandırarak düşünmüyorum.
Benim için önemli olan şey, yaptığım müziğin gerçekten içimden gelmesi ve anlattığım duygunun samimi olması. Bir şarkı bazen daha geniş bir kitleye ulaşabilir, bazen daha niş bir yerde kalabilir ama bu benim üretim motivasyonumu çok değiştirmiyor.
Tabii ki sektörün dinamiklerini düşündüğünüzde zaman zaman zorlayıcı tarafları olabiliyor. Ama ben bunu bir baskı olarak görmekten çok, kendi yolumu bulma süreci olarak değerlendiriyorum. Sonuçta müzik benim için bir kategori meselesinden çok bir ifade biçimi.
Bir şarkının başarısı için tamamen duygusal mı yoksa tamamen stratejik mi hareket ediyorsun?

Benim için bir şarkının başlangıç noktası her zaman duygudur. Eğer içinde gerçek bir duygu yoksa o şarkının dinleyiciye geçmesi de çok zor oluyor. Bu yüzden üretim aşamasında daha çok içgüdülerime ve hissettiklerime güveniyorum.
Ama bir şarkı ortaya çıktıktan sonra elbette işin stratejik tarafı da devreye giriyor. Şarkının nasıl sunulacağı, nasıl bir görsel dünyayla destekleneceği ya da hangi platformlarda nasıl paylaşılacağı gibi konular da önemli.
Yani benim için süreç biraz iki aşamalı: Şarkı doğarken tamamen duygusal, dinleyiciye ulaşırken ise daha bilinçli ve stratejik bir yaklaşım devreye giriyor. Ama özünde o duygunun gerçek olması her zaman en önemli şey.

Gelecek planlarında bir çıkış albümü ya da daha büyük bir proje var mı, yoksa bağımsız kalmaya devam mı edeceksin?

Evet, yakın dönem için oldukça heyecan verici planlarım var. Mayıs ayında yeni bir tekli yayımlamayı düşünüyorum. Şarkı şu anda tamamen hazır ve klip çekimleri için hazırlıklara başladık. O yüzden benim için çok heyecanlı bir dönem diyebilirim.
Bunun dışında daha uzun soluklu bir proje üzerinde de çalışıyoruz. Eylül ayında kendi tarzımı daha net yansıtan bir albüm için çalışmalar başladı. Bu albümde hem sound hem de anlatım açısından kendimi daha özgür ifade edebileceğim bir alan yaratmayı hedefliyorum.
Bağımsız üretmeye devam etmek ise benim için hâlâ çok kıymetli. Çünkü bu şekilde müziğimi kendi hissettiğim gibi şekillendirebiliyor ve dinleyiciyle daha doğrudan bir bağ kurabiliyorum.

Kariyerin boyunca seni en çok hayal kırıklığına uğratan kişi veya olay neydi?

Açıkçası kariyerim boyunca beni derinden hayal kırıklığına uğratan tek bir kişi ya da olay olduğunu söyleyemem. Belki de bu tür deneyimleri çok fazla zihnimde tutmamayı tercih ediyorum.
Elbette hayatın içinde her insan gibi farklı durumlarla karşılaşabiliyoruz. Sonuçta insanoğlu beşeridir; herkes hata yapabilir ya da bazen beklediğiniz gibi davranmayabilir.
Ama ben bu tür şeylere takılıp kalmaktansa yoluma devam etmeyi tercih ediyorum. Çünkü benim için önemli olan üretmeye devam etmek ve müzikle kurduğum bağın canlı kalması. Çünkü bu tarz duygular sanatçının yaratıcılığında tıkanıklığa sebep olur. Sanatçı bir yerden sonra üretemez hale gelir.

Müzik sektöründe arkadaş sandığın insanların seni kullanması veya hayal kırıklığı yaşatmasıyla nasıl baş ediyorsun?

Açıkçası bunu “kullanılmak” gibi görmemeye çalışıyorum. Eğer bir ilişki içindeysem ve bir şeyler paylaşıyorsam, bunun karşılıklı bir alışveriş olduğunu düşünürüm.
Ben hayatın birçok alanında olduğu gibi müzik sektöründe de alma verme dengesine dikkat eden biriyim. Birine bir şey veriyorsam, ondan da mutlaka bir şey öğrenmiş ya da bir deneyim kazanmış olurum.
Bu yüzden ilişkileri daha çok bir denge meselesi olarak görüyorum. İnsanlar birbirine katkı sağladığında o ilişki zaten sağlıklı bir şekilde devam ediyor. Önemli olan o dengenin farkında olmak.

Kariyerin boyunca en büyük pişmanlığın ne oldu? Bugün aynı şeyi yapıyor olsaydın farklı mı davranırdın?

Açıkçası kariyerime dönüp baktığımda “keşke şöyle olsaydı” dediğim bir pişmanlık taşımıyorum. Çünkü her şeyin kendi zamanı olduğuna inanıyorum. Bir söz vardır: hiçbir şey vaktinden önce çiçek açmaz.
Benim de hayata ve üretime biraz böyle yaklaşan daha derin bir yanım var. Yaşadığım her deneyimin, her karşılaşmanın ve her sürecin beni bugün olduğum noktaya getirdiğini düşünüyorum.
Bu yüzden bugün geldiğim yerde her şeyin tam da olması gerektiği gibi ilerlediğini hissediyorum. Belki de bu yüzden geriye baktığımda pişmanlık değil, daha çok bir öğrenme ve olgunlaşma süreci görüyorum.

İnsanlar senin müziğini yorumlarken seni yanlış anladığında, açıkça hayal kırıklığına uğruyor musun?
Aslında bunu bir hayal kırıklığı olarak görmüyorum. Çünkü bir şarkı dinleyiciye ulaştıktan sonra artık biraz da onun dünyasında yaşamaya başlıyor.
Ben bir duyguyu ya da bir hikâyeyi kendi içimden geldiği gibi anlatıyorum. Ama o şarkıyı dinleyen herkes kendi hayatından, kendi deneyimlerinden bir anlam çıkarabiliyor. Bazen bu anlam benim düşündüğümden farklı da olabiliyor ve bence bu müziğin doğal bir tarafı.
Aslında bir şarkının farklı şekillerde yorumlanabilmesi bana ilginç geliyor. Çünkü bu, müziğin tek bir anlamla sınırlı olmadığını gösteriyor. Dinleyici o şarkıda kendine ait bir şey bulabiliyorsa, benim için en değerli tarafı da bu oluyor.

Sektördeki herkesin görmek istediği “parlayan sanatçı” imajı ile gerçek hayattaki sen arasında ne kadar fark var?

Aslında oldukça derin bir fark olduğunu söyleyebilirim. Şarkılarımda bazen geçici duyguların, kırılmaların ya da yoğun hislerin yansımaları olabiliyor. Çünkü müzik benim için o anki duyguları ifade etmenin bir yolu.
Ama gerçek hayattaki benliğim biraz daha farklı bir yerde duruyor. Günlük hayatımda daha sakin, daha içe dönük bir tarafım var. Yoga ve meditasyon hayatımın önemli bir parçası ve bu pratikler beni sürekli merkeze döndüren şeyler.
Bu yüzden müzikte zaman zaman duyguların en yoğun hâlini anlatırken, gerçek yaşamımda daha dengeli ve farkındalığı yüksek bir yerde olmaya çalışıyorum.

“Derdi Ne?”nin çıkış gününde yaşadığın heyecan mı yoksa korku mu daha baskındı?

Açıkçası o gün heyecandan çok biraz kaygı hissettiğimi söyleyebilirim. Çünkü şarkı dağıtım firması tarafından bana söylenen saatte yayımlanmadı. Yayın saatine yaklaştıkça insanlar şarkıyı sormaya başlayınca doğal olarak biraz endişelendim.
O an insanın aklından birçok şey geçiyor; acaba teknik bir sorun mu oldu, neden hâlâ görünmüyor gibi düşünceler oluyor. Ama yaklaşık iki saat sonra şarkı nihayet yayımlandı ve o an gerçekten büyük bir rahatlama hissettim.

“Derdi Ne?”nin klip veya prodüksiyon sürecinde hiç seni sinirlendiren, kabul edemediğin bir durum oldu mu?
Aksine, o süreçte beni sinirlendiren bir şey olmadı. Hatta tam tersine oldukça eğlenceli bir çekim süreci geçirdik. Benim biraz komik bir tarafım da vardır ve set ortamında bu tarafım çok ortaya çıkıyor.
Çekimden sonra ekip arkadaşlarım bana şunu söylemişti: “Hayatımız boyunca hiç bu kadar gülmemiştik, bu bizim için en eğlenceli çekimlerden biriydi.” Bunu duymak beni gerçekten çok mutlu etmişti.
Ben setlerde böyle bir enerjinin oluşmasını seviyorum. Çünkü biz sanat yapıyoruz ve sanatta en kritik şeylerden biri de ruh hâli. Eğer insan o anda demoralize olursa bu mutlaka kameraya da yansır, sese de yansır, şarkıya ve müziğe de yansır. O yüzden yaratım sürecinde neşe ve samimiyetin olması ortaya çıkan işi çok daha güçlü kılıyor.

Şarkı yaparken bazen kendi içini açmak zor oluyor; peki bunu her zaman göze alabiliyor musun?

Elbette. Hatta şöyle söyleyebilirim: Eğer bugün yayımlanmış beş şarkım varsa, bu sadece dinleyiciyle paylaştığım kısmı. Onun arkasında yazıp sildiğim, yırtıp attığım ya da tamamen vazgeçtiğim yüzlerce şarkı var.
Şarkı yazmak aslında insanın kendi iç dünyasını açması anlamına geliyor ve bu her zaman kolay bir şey değil. Bazen yazdığınız bir duygu çok kişisel olabiliyor ya da o an paylaşmaya hazır hissetmeyebiliyorsunuz.Bu yüzden dinleyiciye ulaşan şarkılar aslında uzun bir eleme sürecinden geçiyor. Belki de yayımlanan her şarkı, arkasında görünmeyen yüzlerce duygunun ve denemenin içinden seçilerek geliyor.
“Derdi Ne?”nin dinleyiciye verdiği mesajla, senin aslında vermek istediğin mesaj arasında fark var mı?Hayır, aslında çok büyük bir fark yok. Çünkü “Derdi Ne?”nin sözlerini yazarken anlatmak istediğim duyguyu oldukça açık bir şekilde ifade ettim.
Bazı şarkılarda insanlar farklı anlamlar çıkarabiliyor ama bu şarkıda duyguyu özellikle saklamaya ya da gizlemeye çalışmadım. Hissettiğim şeyi oldukça doğrudan ve dürüst bir şekilde yazdım.
Bu yüzden dinleyicinin aldığı mesajla benim vermek istediğim mesajın büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum.

Son olarak eğer “Derdi Ne?”yi hiç yayımlamamış olsaydın, kariyerin nasıl farklı olurdu?

Açıkçası çok büyük bir fark olacağını düşünmüyorum. Eğer “Derdi Ne?”yi yayımlamamış olsaydım, muhtemelen başka bir şarkıyı dinleyiciyle paylaşırdım.
Çünkü benim için önemli olan tek bir şarkıdan çok üretmeye devam etmek. Her şarkı aslında o yolculuğun bir parçası. Biri olmazsa diğeri gelir ama üretme isteği devam ettiği sürece o yol da devam eder.
Bu yüzden “Derdi Ne?” benim için kıymetli bir adım ama müzik yolculuğum sadece tek bir şarkıya bağlı değil.

Sezen Oncel ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj, müzik dünyasında yeni bir yolculuğa adım atan bir sanatçının içten ve cesur bakış açısını gözler önüne seriyor. Sadece bir şarkıcının sahne performansını değil, aynı zamanda duygularını, hayal kırıklıklarını, başarılarını ve ilham kaynaklarını da dinleme fırsatı bulduk.
İznik Gazetesi olarak, Sezen Oncel’in bağımsız müzik yolculuğunu, çıkardığı her şarkının ardındaki öyküyü ve dijital platformlarda kendine açtığı yeni kapıları yakından takip etmeye devam edeceğiz. Bu röportaj, sadece bir sanatçının değil, aynı zamanda genç müzisyenlere ve müzikseverlere ilham olacak bir yolculuğun da kapısını aralıyor. Her şarkısında kendi iç dünyasını, cesaretini ve hikayesini dinleyiciye aktaran Sezen Oncel’in müzik serüveni, önümüzdeki yıllarda çok daha geniş kitleler tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

Leave A Reply

Your email address will not be published.