MAFIA: THE OLD COUNTRY VE BİR İMPARATORLUĞUN SESSİZ BAŞLANGICI

0

İznik Gazetesi olarak, yıllardır sinema, müzik ve edebiyatın yanında artık video oyunlarının da birer çağ anlatısı olduğuna inanıyoruz. Çünkü bazı oyunlar yalnızca oynanmaz; okunur, tartışılır, hatta üzerine köşe yazıları yazılır. Mafia: The Old Country tam olarak bu oyunlardan biri. Henüz çok yeni, henüz hafızalarda taze ama şimdiden belli: Bu yapım, Mafia evreninde yalnızca bir oyun değil, bir dönüm noktasıdır.

 

Mafia: The Old Country, serinin kronolojik olarak en başına gidiyor; fakat bunu bir “geçmiş özlemi” üzerinden değil, bir neden-sonuç hikâyesi üzerinden yapıyor. Oyun bize mafyanın nasıl göründüğünü değil, neden ortaya çıktığını anlatıyor. Bu, serinin önceki oyunlarından en büyük farklardan biri.

Mafia 1, 1930’ların Amerika’sında suçun organize hâlini; Mafia 2, bireysel yükseliş ve bedellerini; Mafia 3 ise intikam ve sistem eleştirisini merkeze almıştı. The Old Country ise bunların öncesine giderek şu soruyu soruyor:

“Bütün bunlar neden başladı?”

Bu soru, oyunun her sahnesine sinmiş durumda.

 

Oyunun merkezinde yer alan Enzo Favara, klasik Mafia karakterlerinden belirgin biçimde ayrılıyor. Tommy Angelo bir şofördü, Vito Scaletta bir askerdi, Lincoln Clay ise bir intikam figürüydü. Enzo Favara ise hiçbir şeydi. Ve tam da bu yüzden bu hikâye bu kadar güçlü.

Enzo’nun Sicilya’da madenlerde başlayan hayatı, mafyaya “girmek”ten çok, mafyaya sığınmak zorunda kalışını anlatıyor. Burada suç, bir tercih değil; bir zorunluluk. Devlet yok, adalet yok, düzen yok. Güvenlik, yalnızca güçlü bir ismin gölgesinde mümkün.

Bu noktada oyun, suçun romantize edildiği çizginin bilerek dışına çıkıyor. Enzo’nun yaptığı hiçbir şey havalı gösterilmiyor. Her görev, her karar bir ağırlık taşıyor. Oyuncu ilerledikçe daha güçlü değil, daha sessiz bir karaktere dönüşüyor.

 

Torrisi ailesi, serinin önceki oyunlarındaki Amerikan mafyasından çok farklı bir yapı sunuyor. Burada takım elbiseler, lüks ofisler yok. Taş evler, dar sokaklar ve sözlü kurallar var.

Don Torrisi, klasik anlamda bir suç baronu değil. O, boşluğu dolduran bir figür. Oyunun başarısı da tam olarak burada yatıyor: Don Torrisi’yi ne yüceltiyor ne de şeytanlaştırıyor. Onu, bulunduğu şartların ürünü olarak anlatıyor.

Bu yaklaşım, Mafia 3’teki sistem eleştirisinin daha ilkel, daha ham bir versiyonu gibi duruyor. Henüz Amerika yok, henüz imparatorluklar kurulmamış. Ama zihniyet doğmuş durumda.

 

Mafia: The Old Country, büyük patlamalarla ya da uzun aksiyon sekanslarıyla akılda kalmıyor. Oyun, sessiz anlara güveniyor. Uzayan bakışlar, yarım kalan cümleler, konuşulmayan gerçekler…

Bu yönüyle oyun, sinematik olmaya çalışmıyor; zaten sinematik.

Önceki Mafia oyunlarında Amerikan rüyasının karanlık yüzü anlatılırken, burada devletsizliğin karanlığı işleniyor. Bu, serinin tonunu ciddi biçimde değiştiriyor.

 

Bu oyunu serinin diğer üç ana oyunundan ayıran temel farkları net biçimde görmek gerekiyor:

Mekan: Amerika yerine Sicilya. Göç öncesi, köklerin olduğu yer.

Motivasyon: Para ve güç değil, güvenlik ve hayatta kalma.

Anlatı: Yükseliş hikâyesi değil, dönüşüm hikâyesi.

Ton: Suçu anlatıyor ama yüceltmiyor.

Yapı: Açık dünya iddiası yerine hikâye merkezli, kontrollü ilerleme.

Bu farklar, The Old Country’yi bir yan oyun değil, serinin temel taşı hâline getiriyor.

 

Mafia: The Old Country, büyük ihtimalle herkesin favori Mafia oyunu olmayacak. Ama şimdiden söylemek mümkün: Bu oyun, serinin en cesur işi. Çünkü kolay olanı seçmiyor. Alışılmış formülleri tekrar etmiyor.

Bu yapım, Mafia evrenine şunu ekliyor:

“Bu düzen, böyle olmak zorundaydı.”

Ve belki de en çarpıcı tarafı bu.

 

Mafia: The Old Country, suçun cazibesini değil, kökenini anlatıyor. Bize kahramanlar sunmuyor; koşullar sunuyor. Ve bu koşulların içinden çıkan insanları gösteriyor.

Bu oyun oynandığında bitmiyor. Bitince başlıyor.

 

İznik Gazetesi olarak inanıyoruz ki bazı oyunlar yalnızca eğlence değildir; yaşadığımız dünyayı anlamak için birer aynadır. Mafia: The Old Country, suçun nereden doğduğunu anlatan bu aynalardan biri. Henüz çok yeni olabilir ama anlattıkları, zamansızdır.

Leave A Reply

Your email address will not be published.