İznik Gazetesi olarak bu köşede zaman zaman yalnızca gündemi değil, hafızamızı da yoklamayı önemsiyoruz. Çünkü bazı eserler vardır; vizyona girdikleri günle sınırlı kalmaz, yıllar geçse de konuşulmaya devam eder. Yüzüklerin Efendisi: İki Kule tam olarak böyle bir filmdir.
Bu film, yalnızca bir fantastik serinin devamı değildir. Aynı zamanda 2000’li yılların başında sinemanın neleri göze alabildiğinin, ne kadar büyük hayaller kurabildiğinin somut bir göstergesidir. Bugün geriye dönüp baktığımızda “efsane” dediğimiz pek çok şeyin temeli, işte bu filmde atılmıştır.
İki Kule, üçlemenin en zor filmidir. Çünkü başlangıçtaki merak duygusu geride kalmıştır, finaldeki büyük hesaplaşma ise henüz gelmemiştir. Seyirci bu filmde rahatlatılmaz. Aksine, hikâye ağırlaşır, yollar ayrılır, umut azalır.
Frodo ve Sam’in yolculuğu, bu filmde artık bir macera gibi hissettirmez. Yüzük ağırlaşmıştır, yol uzamıştır ve hedef daha korkutucu hâle gelmiştir. Onlara eşlik eden Gollum ise bu yolculuğun en rahatsız edici ama en önemli parçasıdır. Çünkü Gollum, yüzüğün bir insana neler yapabileceğini açık açık gösterir.
Bu filmde kötülük masalsı değildir. Daha yakındır, daha tanıdıktır.
Bugün büyük bütçeli filmler sıradan gibi görünebilir. Ancak İki Kule’nin çekildiği yıllarda bu ölçekte bir yapım son derece cesur bir girişimdi. Üç filmin aynı anda çekilmesi, oyuncuların yıllarca aynı projeye bağlı kalması, binlerce figüranla gerçek setlerde çalışılması büyük bir riskti.
Yeni Zelanda’nın zorlu doğa koşullarında yapılan çekimler, uzun gece sahneleri, yağmur altında saatler süren savaş sekansları oyuncular ve ekip için fiziksel olarak da oldukça yıpratıcıydı. Buna rağmen filmdeki yorgunluk, sahte durmaz. Çünkü gerçekten yaşanmıştır.
Özellikle Gollum karakteri, sinema açısından ayrı bir dönüm noktasıdır. Andy Serkis’in performansı, dijital karakterlerin yalnızca bir görsel efekt olmadığını, gerçek bir oyunculuk taşıyabileceğini göstermiştir. Bugün alışık olduğumuz pek çok teknoloji, bu filmle birlikte kabul görmüştür.
İki Kule denildiğinde ilk akla gelen sahnelerden biri kuşkusuz Helm’s Deep Savaşı’dır. Bu sahne, sinema tarihinin en etkileyici savaş sahnelerinden biri olarak anılmasının hakkını verir.
Bu savaş, görkemli olduğu kadar umutsuzdur. Film burada seyirciye sürekli şunu hissettirir: “Bu savaş kazanılmayabilir.” Oklar azalır, kapılar zorlanır, askerler yorulur. Kahramanlar bile ne olacağını bilmez.
Bu yüzden Helm’s Deep yalnızca bir aksiyon sahnesi değil, filmin ruhunu taşıyan bir bölümdür.
Bu filmde Aragorn, henüz bir kral değildir. Ama liderliğin ne demek olduğunu öğrenmeye başlamıştır. Karar almak, insanları savaşa götürmek ve bunun sonucunda yaşanacak kayıpları bilmek, onu sürekli zorlar.
İki Kule, Aragorn’u kusursuz bir kahraman gibi göstermez. Onu tereddüt eden, düşünen ve yük taşıyan biri olarak anlatır. Bu da karakteri daha gerçek ve daha unutulmaz kılar.
Filmin önemli yan hikâyelerinden biri de Ent’ler ve Isengard’ın yıkımıdır. Saruman’ın doğayı yok sayan hırsı, sonunda karşılığını bulur. Bu sahneler, yalnızca görsel açıdan değil, verdiği mesaj açısından da güçlüdür.
İki Kule, doğa ile güç arasındaki çatışmayı basit bir şekilde ama etkili biçimde anlatır. Bu yönüyle film, kendi döneminin ötesine geçen bir anlam taşır.
Çünkü İki Kule, izleyicisine zafer vaat etmez.
Onun yerine direnmenin ne demek olduğunu gösterir.
Bu film, “her şey yoluna girecek” demek yerine şunu söyler:
“Her şey daha da zorlaşabilir ama yine de devam etmelisin.”
Belki de bu yüzden yıllar geçse de etkisini kaybetmez. Çünkü anlattığı şey evrenseldir.
İznik Gazetesi olarak bu köşede yalnızca filmleri değil, filmlerin ardında bırakılan izleri de konuşmayı önemsiyoruz. Yüzüklerin Efendisi: İki Kule, yalnızca bir sinema filmi değil; cesaretle kurulmuş büyük bir hayalin ürünü olarak hafızalarda yerini almıştır.
Bazı filmler vardır, tekrar izlenir.
Bazıları ise yıllar sonra bile aynı etkiyi yaratır.
İki Kule, işte onlardan biridir.
