İznik Gazetesi olarak, müziği yalnızca notalar ve melodiler üzerinden değil; yaşanmışlıklar, kırılma anları, cesur kararlar ve insanın kendisiyle yüzleşme cesareti üzerinden okuyan sanatçıları sayfalarımıza taşımaya devam ediyoruz. Çünkü bize göre bir şarkıyı değerli kılan şey, yalnızca kulağa hoş gelmesi değil; arkasında duran hikâyenin samimiyetidir.
Ben Vural Korkmaz…
Bu röportajda; şarkılarında duyguyu saklamayan, acıyı melodilerin arasına gizlemekten çekinmeyen, bazen susarak bazen de kelimelerin üzerine cesurca yürüyerek kendini anlatan bir ismin dünyasına yakından bakıyoruz. Hazer Yakut’la yalnızca müziğini değil; verdiği kararları, yaşadığı tereddütleri, bu yolun bedellerini ve hâlâ içinde taşıdığı soruları konuşuyoruz.
Müzisyen olmaya nasıl başladınız? Bu yol gerçekten bir hayalin peşinden gitmek miydi, yoksa başka ihtimaller tükendiği için seçilmiş bir yol mu?
Ortaokul birinci sınıftayken, okulumuz müzik öğretmeni Hülya Çınar’ın beni okul çok sesli müzik korosuna korist ve solist olarak seçmesi ile müzikal yeteneklerimi sergileme fırsatı yakaladım; fakat kendimi bildim bileli müzik, hep hayatımdaydı. Dünyaya gönderiliş amacımın bu olduğunu hissettim hep:)
Üstelik evde muhteşem bir sesi ve müzikal yeteneği olan bir ablam vardı ve müziğe dair her şeyi ilk olarak ondan öğrendim, onu model aldım, hala bile müzik yolculuğumdaki en büyük destekçim.
Müzik, benim için bırakın başka ihtimallerin tükenmesi üzerine seçeceğim bir yol; ancak uğruna başka ihtimalleri tükettiğim bir yol olabilir.
Şarkılarınızda güçlü bir samimiyet var ama müzikal olarak zaman zaman güvenli alanlarda dolaştığınız eleştirileri de alıyorsunuz. Sizce gerçekten risk alıyor musunuz?
Aslında şarkılarımın alternatif tarzda oluşu zaten başlıbaşına bir risk unsuru. Sanırım bazı dinleyiciler benden hit şarkılar bekliyor. Aslına bakarsanız müzikalitesi olan bir hit şarkı benim de hoşuma gider.
Pop rock ile Türkçe pop arasında gidip gelen bir çizginiz var. Bu bir bilinçli tercih mi, yoksa hâlâ aradığınız bir müzikal kimliğin göstergesi mi?
Rock müzik, benim ilk göz ağrım. Aslına bakarsanız yirmili yaşlarda şarkılarımı yayınlamaya başlasaydım, tamamı rock şarkılardan oluşurdu. Bugün bile canlı performanslarımın omurgasını rock şarkılar oluşturuyor.
Müzikal kimliğim disiplinlerarası bir yolculuğa çıkmış durumda. Açıkcası müziğimde kendimi tekrar ederim diye aklım gidiyor. Yüreğime dokunan her müzik tarzını yapabilirim. Bu bir arayış elbette; ama bulmak üzere değil; yolda olmak üzere…
“Deli Kız Deli Oğlan” sizi tanıtan şarkı oldu ama üzerinden zaman geçti. Bugün o şarkıyı yeniden yazacak olsanız, aynı cesaretle mi yazardınız?
“Deli Kız Deli Oğlan” duygularımı içtenlikle anlattığım şarkılarımdan. Bugün onu yeniden yazacak olsam daha da cesur şekilde yazacağımı düşünüyorum.
Şarkılarınızda sık sık “gidenler”, “kalanlar” ve “yarım kalan hikâyeler” var. Bu tekrar bilinçli bir dil mi, yoksa hayatınızda gerçekten kapanmayan defterler mi bulunuyor?
Elbette herkes gibi benim de hayatımda kapanmayan defterler var. Sanırım en etkileyici hikayeler de bunlar üzerine çıkıyor.
Albüm yerine dijital single’larla ilerliyorsunuz. Albüm yapmaktan mı çekiniyorsunuz, yoksa henüz anlatacak bütünlüklü bir hikâye çip oluşturamadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Aslında albüm yapmayı çok istiyorum. Şarkılarımı daha hızlı bir şekilde dinleyicilerle buluşturmak adına single çıkarıyorum. Hala anlatacak çok şeyim var. Umarım en kısa zamanda müzik kariyerimi bir albümle de taçlandırabilirim.
Hızlı tüketilen şarkıların egemen olduğu bir dönemdeyiz. Sizce şarkılarınız bu çağın ötesine geçebilecek mi, yoksa siz de bu hızın bir parçası mısınız?
Özellikle bazı şarkılarımın zamansız olduğunu düşünüyorum. Şarkılarımın bu çağın ötesine geçip geçemeyeceği hakkında öngörüde bulunmam zor; ama elbette bunu yürekten isterim.
Kendi sözlerinizi yazıyorsunuz. Hiç “daha çok dinlensin” diye aslında size ait olmayan bir cümleyi şarkıya eklediğiniz oldu mu?
Sosyal medyadan, kitaplardan ve belki bir kamyon arkası yazısı şarkılarıma ilham olabiliyor; fakat hiçbir cümleyi orijinal olarak kopyalamıyorum, bana hissettirdiği duyguları kendi cümlelerimle ifade ediyorum.
“Ağla” gibi parçalar dinleyiciyi derinden sarsıyor. Bu şarkıları yazarken siz gerçekten o duygunun içindeymiydiniz, yoksa bu bilinçli bir anlatı tekniği mi?
Bence acıyı, öfkeden bağımsız ele alamayız. Her acıya başkasına ve/veya kendimize karşı duyduğumuz öfke eşlik eder. Aslında acıyı tarif ettiğim şarkılarımda öfkemi bastırmadım; sadece “Allah belanı versin” tarzında yapılan şarkılar, benim duygularımı aktarma şeklim değil.
“Ağla” maalesef iliklerime kadar yaşadıklarımı aktardığım bir şarkı oldu. Umarım bir daha böyle bir şarkı yapmam:)
Sahnedeki Hazer Yakut ile şarkı sözlerindeki Hazer Yakut aynı kişi mi?
Şarkı sözlerim, yaşadığım olay ve duygulardan oluştuğu için sahnedeki, sokaktaki, evdeki Hazer Yakut’un ta kendisi.
Bugüne kadar yayımladığınız şarkılar arasında “bunu erken çıkardım” dediğiniz bir parça var mı?
Hayatımda “her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi olmuştur” mottosu hakim. Tabi ki her zaman bu refleksi gösteremesem de de nihai olarak bu noktaya geliyorum.
Eleştirildiğinizde savunmaya mı geçersiniz, yoksa gerçekten dinleyip kendinizi sorgular mısınız?
Sanırım her insan eleştirildiğinde içgüdüsel olarak savunmaya geçer; lakin bir insan beni eleştirdiğinde önce eleştiriye bakarım eleştiri mi diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye 🙂
Müzik sektöründe sizce daha belirleyici olan şey güçlü ilişkiler mi, güçlü şarkılar mı? Siz hangisiyle ilerlediniz?
Benim için elbette güçlü şarkılar yapmak çok daha önemli; çünkü kalıcı olan bu. Birileriyle gelen başarının birileriyle de gideceğini düşünüyorum.
Popüler olmak mı sizi daha çok motive ediyor, yoksa anlaşılmak mı?
Elbette anlaşılmak beni çok daha motive ediyor; aslında hepimizin derdi anlaşılmak değil mi.
Dinleyicileriniz sizi duygusal biri olarak tanımlıyor. Siz kendinizi zayıf mı, güçlü mü hissediyorsunuz?
Ben de kendimi duygusal biri olarak tanımlıyorum; fakat bu beni tanımlayan sıfatlardan sadece bir tanesi olabilir. Bazen güçlüyüm, bazen zayıf, bazen eğlenceli, bazen de duygusal…
Hiç “bu şarkı beni anlatmıyor ama kariyerime yarar” diye düşündüğünüz oldu mu?
Çok şükür henüz müzik kariyerimde böyle bir şey yaşamadım; umarım bir ömür yüreğime dokunan şarkılar yapmaya devam ederim.
Müzikal olarak sizi besleyen isimler kimler? Kimi kıskanıyorsunuz?
Sanırım müzikal anlamda uçan kuştan bile besleniyorum. Çok nadir de olsa, hasetlik düzeyinde olmayan, umarım ben de bu başarılara bir gün imza atarım dediğim hikaye kadınları ve adamları var elbette. Mesela Sia gibi beste yapabilmeyi çok isterdim; ama buna kıskançlık demek ne kadar doğru olur bilmiyorum.
Bir gün müziği bırakacak olsanız, arkanızdan nasıl bir cümle kurulmasını isterdiniz?
İyi müzik yapardı 🙂
Son olarak bugüne kadar sizi taşıyan şey anlattığınız hikâyeler mi oldu, yoksa anlatamadıklarınız mı?
Elbette aklım hala anlatamadıklarımda. Anlatacaklarımın bittiği gün, hikayem de bitmiş demektir diye düşünüyorum.
Bir sanatçıyı anlamak, sadece şarkılarını dinlemekle olmaz. Bazen sorulmamış sorular, söylenmemiş cümleler ve kaçınılan yüzleşmeler daha çok şey anlatır. Hazer Yakut’la yaptığımız bu röportaj, tam da bu yüzden yalnızca bir söyleşi değil; bir iç hesaplaşmanın kaydı niteliğinde.
İznik Gazetesi olarak, müziğin ardındaki gerçek hikâyeleri anlatmaya devam edeceğiz.Çünkü bizce sesler geçici olabilir ama hikâyeler kalır.
