SANATIN DİSİPLİNİ VE DUYGUSU: BAŞAK KÜREŞ İLE ÖZEL RÖPORTAJ

0

İznik Gazetesi olarak, müziğin hem akademik hem de duygusal yönünü bir arada taşıyan isimlerle gerçekleştirdiğimiz özel röportaj serimize devam ediyoruz. Bu kez konuğumuz, Türk halk müziği ve akademik müzik alanında kendine özgü bir yol çizmiş, üretim anlayışında seçiciliğiyle öne çıkan Başak Küreş. Hem sahnedeki performansı hem de müzik eğitimindeki derin birikimiyle dikkat çeken Küreş, müzik kariyerini disiplinli bir eğitim süreci ve içten bir tutkuyla birleştiriyor.

Röportajı yapan olarak, sanatçının kariyerinin başlangıcından bugüne kadar uzanan sürecini; üretim anlayışını, sahne deneyimlerini, müzik anlayışını ve kendi içsel motivasyonlarını anlamaya yönelik sorularla derinlemesine ele alıyoruz. Bu sohbet, sadece bir kariyer öyküsünü aktarmaktan öte, müziğe dair samimi bir bakış açısı sunmayı ve okuyucularımızın sanatçının düşünsel ve duygusal dünyasına daha yakın hissetmesini hedefliyor.

Başak Küreş ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda, müzikle başlayan yolculuğundan bugün geldiği noktaya kadar geçen süreçte karşılaştığı zorlukları, aldığı dersleri ve geleceğe dair planlarını da açığa çıkarıyoruz. Okuyucularımız, bu özel sohbet aracılığıyla, bir sanatçının hem sahne arkasındaki disiplinini hem de sahnedeki duygusal yoğunluğunu daha yakından tanıma fırsatı bulacak.

Müziğe ilk başladığınız dönemi hatırladığınızda, sizi bu yola gerçekten iten duygu neydi?
Müziğe çok küçük yaşlarda bambaşka bir türle başladığımı söylemek isterim. Fakat esas müziğe başladığım yılları konservatuvar hazırlık dönemi olarak kabul edersek; ciddi anlamda enstrüman çalmaya 17 yaşımda başladığımda hayal ettiğim şey bağlamayı iyi çaldığımdaki insanlarda uyandırdığım beğeni, ardından kendime “başarılıyım ve bunu ortaya çıkardım” cümlesini söyleyebilme isteğiydi. Performansım ile insanları etkileyecek olabilme hayali. Aslında o yaşlardaki Başak için bir varoluş isteği.

Kariyerinizin başında kendiniz için kurduğunuz hayallerle bugünkü noktanız arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?
Kendimi zaten henüz kariyerimin başında görüyorum. Bugünkü noktada bu zaman diliminde daha çok ürün ortaya koymuş olmayı dilerdim. Fakat hayatın ve tercihlerimin sonucunda yine de gelmiş olduğum bu nokta son zamanlarda beni umutlandırıyor. Başladığım dönemde de içimde olan bu kendi ezgilerini ve sözlerini üretme hayalini ortaya çıkarmış olmak beni ferahlattı. Bu anlamda kendime bir yol açtığımı ve o yolda daha birçok özgün fikir ortaya koyacağımı hissediyorum.

İlk sahneye çıktığınızda hissettiğiniz şey ile bugün hissettiğiniz arasında en büyük değişim ne oldu?
Neredeyse aynı heyecan hala devam ediyor diyebilirim. Değişen şey ise kendime olan inancım bugün daha fazla. Korkularım bayağı azaldı. Bunun bir gün sahnede olmayı oyun alanımdaymışım gibi hissetme haline dönmesini diliyorum.

Başlangıçta sizi en çok zorlayan şey neydi ve bunun sizi nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsunuz?
“Geç mi kaldım?” duygusu. Düşünün henüz 17 yaşında bağlama çalmaya başladığımda etrafımda benim yaşımda insanların 5-6 yıldır çalıyor olması. Güzel sanatlar liselerinden geldikleri için çok iyi dikte & solfej yapmaları. Hatta güzel güzel bağlama çalıp türkü söylüyor olmaları. Şanslıyım ki öyle bir ortama düştüm. Fakat bu beni ateşledi. Çünkü ben kendime inanan biriyim sadece bu duygum bazen çok derinlere saklanıyor. Kendimin çok daha farklı olacağını ve Başak Küreş olarak bir yorumum olacağını hayal ediyordum. Günlük enstrüman çalışma saatlerimde disiplinli olmamı sağladı bu durum. Sevgili Bilal Demir hocamın en verimli öğrencisi olmak için kendimi düzenli çalışmaya ve hocamın sözünden çıkmamaya, onun gibi davranmaya itti beni bu durum. Kısa zamanda geldiğim nokta ile ilgili olumlu geri dönüş aldım ondan. Bana olan inancını sözlü dile getirmesi de beni o geç kalmışlık korkusundan biraz olsun kurtarıyordu. Bu durum beni öyle güzel şekillendirdi ki şuan eğitimcilik hayatımda öğrencilerimde kurduğum iletişimde bunun katkısı çok fazla.

Konservatuvar eğitiminizin sizi sanatçı olarak en çok hangi açıdan dönüştürdüğünü düşünüyorsunuz?
Konservatuvar eğitimi bir sanatçı adayını hem olumlu hem olumsuz iki türlü de başka insana dönüştürüyor. Olumlu yanları öncelikle, aslında sanatın tamamen ticari kaygılardan uzak bir iş olduğunu, bir müzik en ufak bir detayı ekleyip çıkarmanın ne denli önemli olduğunu, kurallı olmayı, disiplini, ahlakı, sorumluluğu ve saygıyı, müziğe her alandan bakmayı; dünya müzikleri, yeni akımlar, etnik müzikler, bestecilik, saray müziği, kilise müziği, müzikoloji, müziğin teorisi-akustiği, halk oyunları, organoloji… Bunların bir kısmına kapı aralayan bir kısmına ise uzmanlaşmanız için derinlemesine eğitim sunan bir kurumdan bahsediyoruz. Ben çok şanslıydım ki İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’ndan mezun oldum. Fakat bir sanatçı adayına olumsuz etkisinden de bahsedecek olursak, okulun insanın üzerine yüklediği sorumluluk oluyor. Bu sorumluluk sizi üretiminizde ve sanat dünyasında var olma şeklinize kadar birçok şeyde sınırlayabilir. Sizin hiç bu eğitimlerden geçmemiş ve şuan çok başarılı besteleri olan, yayınlanmış sayısız ürünü ve sahne programları olan diğer sanatçılar gibi özgür , bağımsız hareket etmenizi engelleyebilir. Bunu genellemek istemem ama benimle aynı hissiyatta olan ve kariyerinin başlarında bu sebepten cesareti kırılan insanlar vardır. Ben bunu yaşayan biri olarak kendimi tek bir gömlek giymek zorunda olmadığıma, bunun da benim dolabımın en güzel gömleklerinden biri olduğuna ve bunu çıkarıp diğer gömlekleri de giyebileceğime inandırdım.

Akademik bilginizle sahnedeki ifadeniz arasında hiç bir çatışma yaşadığınız oluyor mu?
Günlük hayattaki halim ile çalıp söylerkenki halim arasında çok fark olduğunu söyler çevremdeki insanlar. Çalıp söylerken acayip ciddi bir insana dönüşüyorum. Fakat günlük hayatta güleç bir insanım. Sahnede kendini kapatıp sadece söz ve müzik ile alakadar olmayı seviyorum. Bu bazen dinleyileri olumlu yönde etkiler bazen de sanatçının kendilerine bu kadar mesafe koymasını olumsuz karşılarlar. Performans sırasında tamamen icrama odaklanma halini çok seviyorum. Bütün duygum orada birikiyor. Fakat ne zaman parçanın sonuna geldim ve gözümü açtım; o an insanlara güzel ve onları gülümsetecek şeyler söylemek içimden geliyor. Onlarla sıcak bir etkileşim kurmak istiyorum. Orada ise günlük hayattaki Başak’ı göstermiş oluyorum. Bu durumu insanlara kabul ettirmek zor olabilir. Fakat ben gerçekten müzik başladığı anda eserin duygusuna giren bittiğinde ise kan akışı normale dönen biriyim. Yani ben değil ama benimle alakalı dinleyeciler çatışma yaşayabilirler 🙂

Sizi siz yapan müzikal kimliği tarif etmeniz gerekse, bunun ne kadarı eğitimden ne kadarı içgüdüden geliyor?
Ben tamamen içgüdüden geçmesini diliyorum. Fakat o eğitimi alıp daha sonra ondan sıyrılmak çok zor. Taklit ederek başlarsın. Aynı metotları bitirirsin. Dinlediğin aranjelerin içindeki bağlama partilerini etüt edersin. Beğendiğin ses sanatçılarının yorumlarını taklit edersin. Bunlar eğitimin bir parçası ve hepimiz yaptık. Fakat ben artık zorlama gibi olmamasına dikkat ederek kendi içgüdülerimle ne kadar özgüne ulaşabilirim diye arayıştayım. Söz yazmak kısmı bambaşka bir konu onu bu konuya katmadığımı belli etmek isterim.

Üretim sürecinizde sizi en çok yavaşlatan ya da düşündüren şeyler neler oluyor?
Mükemmelliyetçilik. “Böyle bir şey yapmış olmaktansa hiçbir şey yapmamak daha iyi” yanlışı. Yanlış diyorum çünkü kesinlikle bu korku eğer dünya sonsuz bir yer olsaydı anlamlı olurdu. Fakat “ömür bir gün o da bugün” denir ya… Hata yapmaktan korkarak zaman kaybediyorum ve bu duygu benden çıkacak güzelliklerinde önünü kapatıyor diye düşünüyorum. O yüzden bunu üretimin her alanında hissediyorum genelde. Bir eseri yayınlamadan önce performansından başlıyorum, kayıtta olanlara, videodaki en ufak kusura ve mix &mastering’deki en ufak dengesizliğe dahi çok takılıyorum. Bu da gerçekten hem bireysel hem de kolektif müzik yaparken zor olabiliyor. İyi bir huy değil. Kesinlikle bu histen kurtulmak gerekiyor.
Daha az ama seçili işler üretmek sizin için bilinçli bir tercih mi?
Bunun bir sebebi yukarıda bahsettiğim mükemmeliyetçilik. Bu zamana kadar yayınlanmış eserlerimin her birinin bir özelliği var. Bize de Banaz’da Pir Sultan Derler herkese playback yaptığım bir video klip gibi gelse de o kayıt o an kaydedilen canlı performans. Efsaneyim ise, Alevi-Bektaşı Müziği’nde külteşmiş bir eser olan Dertli Divani’yeait bu eserin bir kadın bağlama icracısı tarafından profesyonel olarak kaydedilmiş ilk stüdyo kaydı; bağlama ile ilk kanal kayıt deneyimim. Talihim, yayınlanmış ilk bestem; prodüktörü olduğum ilk kendi işim. Havada Bir Duman Var, ilk aranjesini kendim yaptığım kaydım. Olamam Esir, yine canlı bir performans ev kaydı olarak yayınlanan bir bestem. Çıkardığım eserlerin benim elimden geçmesine ve bir özelliği olmasına dikkat ediyorum. Dışarıdan gelen projelerle alakalı ise; kesinlikle tercih. Dışarıdan gelen her projeye tamam demeyip, her teklifi kabul etmemek tamamen kendi değerlerimizle alakalı. Hiçbir inancı, değeri, duruşu olmayan bir insan ancak seçici olmaz. Bunu bilinçli yapıyorum hatta bunu benim gibi düşünen insanlarla ve kendimle ilgili de şunu düşünüyorum. Bu şekilde davranmanın kesinlikle bedeli oluyor.

Kendi işlerinize dışarıdan baktığınızda geliştirmek istediğiniz en belirgin yönünüz ne olurdu?
Vokal olarak yeteri kadar kendimi gösterebildiğimi düşünmüyorum. Bu konuda şan eğitimi aldım ve farklı dillerde müzikleri seslendirmek için atölyelere katıldım. Bağlama konusunda o kadar takıntılıyım ki, vokal olarak kendimi daha iyi bir noktada görebileceğimi düşünüyorum. Bununla ilgili planım vokalimin de dikkat çekeceği parçalar yapmak ve bu özelliğimi daha çok parlatmak. Bunun haricinde bir de yalnız müzik üretimine o kadar alıştım ki uzun zamandır yapmak istediğim bir şey de kolektif müzik yapmak. Bir grupla çalışabilme özelliğimi geliştirmek istiyorum. Gerek stüdyoda gerek ise sahnede grup ile çalmak, işbirliğini becerebilmek gibi yönlerimi geliştirmem gerektiğini düşünüyorum.

“Bu işi daha farklı yapabilirdim” dediğiniz bir an oluyor mu?
Henüz yolun başında olduğumu düşünerek her zaman bunu söylüyorum. Sonsuz ihtimaller var. Bir beste yaparken de, bir eserin aranjesine karar verirken de, sahnede nasıl çalacağına karar verirken de ama birini seçmek zorundasın ve ona yoğunlaşıp onda en iyisini yapmak için elinden geleni yapmak zorundasın. Seçtiğin ise en çok duygulandığın olmalı. Belki en basit seçenek ama çok duygulu. O zaman o olmalı. Zaten duyguyu gözetmezsen proje bitmeye yakın “olmadı bu” diyip projeyi tamamen silebilirsin de. O yüzden duygu varsa o en güzel gerekçe oluyor tercih etmek için.

Daha geniş kitlelere ulaşma konusunda nasıl bir yol izlemeyi tercih ettiniz? Bu bilinçli bir seçim miydi?
Şimdilik kitlemi genişletmek için daha çok yayın yapmam gerektiğini düşünüyorum. Üretim aşamasında ise ezgilerime söz yazarken metinde daha sade ve anlaşılır bir dil kullanmaya çalışıyorum. Bunun her yaştan kitleye ulaşmanın bir yolu olduğunu düşünüyorum. Müziğimi daha geniş kitlelere yaymak için bir profesyonel ile çalışmadım diyebilirim. Bazen seçici olmanın bedeli kariyerinin başındaki biri için kitlesini genişletememenin önünde bir engel olabiliyor. Bunu düşünerek hareket etmediğim aslında ortada. Bu noktaya kadar yalnızca ortaya çıkarabilmek ile ilgilendim. Bugün ise şarkılarımı kendi şirketimden yayınlıyorum, bir dağıtıcı firma ile anlaştım ve onun dışında bir pr şirketi ile vesaire çalışmıyorum. Ee biraz da şansa inanıyorum.

Sizce bugün bulunduğunuz noktayı belirleyen en kritik karar neydi?
Bugün bulunduğum noktada ülkemiz şartlarında aylık sabit geliri olmayan ve hayatını müzikten kazandığı parayla idame ettiremediği için bir yandan eğitimcilik yaparak hayatını idame ettirmeye çalışan bir müzisyenim. Aldığım eğitimler sonucunda şu anda belki MEB’de kadrolu öğretmen de olabilecekken, müzikle daha çok içli dışlı olabileceğini günler için ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın olarak kalabilmek için Ankara’ya ailesinin yanına dönmeyip 2015’ten bu yana İstanbul’daki mücadelesini sürdüren bir Başak var elimde. Motivasyonum hayalimdeki Başak Küreş olabilmek ve bunun için tek yapmam gereken de müzikle yan yana olmak. Hayatın tüm zorluklarına rağmen bugün bulunduğum noktada mücadele etmemdeki bir başka sebep de; kendi potansiyelini gerçekleştirememiş bir insanın uğradığı o hezimeti yaşamamak.

Geriye dönüp baktığınızda farklı yapmayı isteyebileceğiniz bir şey var mı?
Müzikle alakalı üretimime engel olan psikolojik baskıdan daha erken kurtulabilirdim. O psikolojik baskıya sebep olan çevresel faktörlerden daha erken uzaklaşabilirdim. Onu da yaşıma bağlıyorum.

Geleneksel müziği icra ederken kendi yorum alanınızı nasıl belirliyorsunuz?
Geleneksel bir ezgiye, hele de bir başkasının bestesine müdahale etmek zor oluyor benim için. Bir aşığın eserini alıp bambaşka bir şey yapmak dinleyicinin içine siner mi diye düşünmekten çok benim içime sinmez zaten. Ben gülü kokladığımda gül kokusu alacağımı bileyim isterim. Yani bildiğim bir şeye yabancılaşmak istemem. O konuda kendime sınırlar koyuyorum elbette. Sadece kesinlikle aynısı gibi olmamaya özen gösteriyorum. Kendi kokumu da ekliyorum ki, insanlar bu yeni kokuyu duysun. Bir daha duymak için de bu kaydı açmak istesin. Yoksa ben de olsam gider suyu kaynağından içerim.

Sizin için teknik mükemmeliyet mi, duygusal aktarım mı daha öncelikli?
Duygusal aktarım.

Sanatınızda risk almak sizin için ne ifade ediyor?
Buna bir cevap veremem çünkü henüz müziğimde risk aldığımı düşünmüyorum.

Kendinizle ilgili en çok geliştirmeye çalıştığınız yön hangisi?
Zihnimdeki yargılardan kurtulmak istiyorum bu aralar en çok. Bilinçdışı yargılarımız var çoğumuzda geçmişten veya büyüğümüz çevreden getirdiğimiz; bu istemeden de olsa yanlış eylemlerde bulunmamıza sebebiyet veren, dürtüsel tepkiler vermemize yol açan, sonunda da bizi üzen bir durum oluyor.

Aldığınız eleştiriler içinde sizi gerçekten düşündüren bir yorum oldu mu?
Evet. Çok sevdiğim birisinden gelmişti bu eleştiri. Hani bir söz var ya; un var, yağ var, şeker var, su var, ne duruyorsun helva yapsana… Onun gibi. Yani bana “Sen de hepsi var ama durma, yap!” demişti. Beni düşündürmüştü. Kimseyi dinlememek lazım, kafanın içindeki kendi sesini bile. Çünkü bizi durduran şey o oluyor. Yapmak lazım.

Son olarak bugün kariyerinize dışarıdan bakan biri sizce en çok neyi doğru, neyi eksik görürdü?
Dışarıdan bakan biri beni; projelerinde ve çalıştığı insanlar konusunda seçici olma anlamında doğru görürdü.Kendini söz ve müziğini üretme konusuna sevk etme anlamında motive etmemi doğru görürdü. Fakat bu müzisyenlik işini bir rutine oturtmak gerektiği konusunda beni eksik görebilir. 08:00/17:00 çalışan birisi nasıl günlük mesai harcıyorsa bir müzisyende gerçek anlamda odak noktasını bu işe çevirmek zorunda. Fakat ben gerek ülke şartları gerekse özel sebeplerimden dolayı bunu henüz oturtamamış biriyim.

İznik Gazetesi olarak gerçekleştirdiğimiz bu özel röportajda, Başak Küreş’in müzik yolculuğunu, üretim anlayışını ve sanatına dair bakış açısını derinlemesine keşfetme fırsatı bulduk. Sahnedeki duruşu kadar, sahne arkasındaki disiplin ve tutkusu da bize ilham verdi.
Vural Korkmaz olarak, sanatçının içten paylaşımları ve samimi cevapları sayesinde, sadece bir kariyer öyküsünü değil, aynı zamanda müziğin ve sanatın bireysel bir ifade biçimi olarak nasıl şekillendiğini de gözlemleme şansı bulduk. Başak Küreş’in bu yolculuğu, müzikle ilgilenen herkes için hem düşündürücü hem de motive edici bir örnek teşkil ediyor.
Okuyucularımızın da bu sohbetten, sanatçının dünyasına dair derin bir anlayış kazanmasını ve kendi yaratıcı yollarında ilham bulmasını umuyoruz. Sanat ve tutkuyla dolu bir yolculuğun kapılarını araladığımız bu röportaj, müziğe dair merakı olan herkes için değerli bir rehber niteliğinde.

Leave A Reply

Your email address will not be published.